Şişme Kadın

25 Temmuz 2008

tumblr_o39vgtaql71sp9w58o1_1280 Saner, banyo lifini köpürttü; şişme kadını Nadya’yı kucağına oturttu; “Ah canım! Bir tanem! Pamuk pirensesim!” diye fısıldayarak öptü. Sevgilisini banyonun loş ışığında incitmemeye çalışarak sabunladı; üzerindeki lekeleri, güvercin pisliklerini titizlikle ovaladı. İçerden cep telefonunun sesi geldi. Özel olarak yüklediği polifonik Katyuşa ezgisi uzun uzun çaldı. Gülümsedi. Müziğin keyfini çıkardı. Omuzlarını oynatarak güdük güdük dans etti. Nihayet ayrıntılı yıkanma işi bitti. Nadya’ya bornozunu giydirdi. Sentetik saçları, kurutma makinesiyle kuruttu. Seks dükkanının hediyesi ‘sipesiyal’ parfümü sıktı iki fıs fıs. Nadya’yı belinden kavrayıp yükseltti. İkisinin de yüzü yansıdı aynada. Fakat Saner kendi aksini beğenmedi. Aynayı aradan çıkarıp doğrudan Nadya’nın -zeki bir tasarım, malzeme ve işçilikle kotarılmış- ultura lateks yüzüne baktı. Hüzünlendi, “Ne işin var apartman boşluğunda? Beni sevmiyor musun artık? İntihara kalkışacak kadar nefret mi ediyorsun benden?..” Nadya’yı öptü, “Hayır! Seni hiçbir yere bırakmam. Sen benimsin. Bir tanemsin.” dedi. Sarıldı. Gözleri doldu ama bir tek damla damlamadı.

Saner en beğendiği kırmızı geceliği giydirdi Nadya’ya. Ojelerini tâzeledi. Yanaklarına biraz allık, dudaklarına biraz kırmızı ekledi. Boynuna imitasyon ama gerçeği gibi parlayan annesinden kalma inci gerdanlığı taktı. Başına da siperliği pembe dantelalı siyah şapkayı yerleştirdi. Gerçeği andıran suratın yarısı gölgelendi. Nadya’yı salondaki uzun yemek masasının pencere tarafındaki sandalyeye oturttu. Sofrayı hazırlamaya başladı. Büyük bir iştahla, hızlı çekim salon-mutfak arasında mekik dokudu. Cep telefonu yine Katyuşa ezgisini çaldı. Açmadı yine. Güdük dans figürlerini sergiledi telefon sesinin eşliğinde. Kendini hiç bilmediği Rus bozkırlarında hissetti. Son malzemeleri, buz kovasını ve beyaz şarap şişesini de getirip masaya koydu. İki kadehe de şarap doldurdu. Kadehlerin bir tanesini götürüp şişme pirensesin önüne bıraktı. Yaba biçimli şamdandaki üç kırmızı mumu yaktı. Salonun ışığını iyice kıstı. Masanın hôl tarafına, Nadya’nın tam karşısına oturmaya hazırlandı gülümseyerek. Oturmadan önce kadehini kaldırdı, “Aşkımıza!” diyerek küçük bir yudum aldı. Yüzü ekşidi. Yemek öncesi konuşma yapmaktan vazgeçti. Bir asilzâde gibi oturdu. Oturmasıyla kalkması bir oldu. Kıçına bir şey battı: televizyonun kumandası!

Müteakiben televizyon açıldı. Ekranda parçalanmış cesetler, arkada bomba, otomatik tüfek sesleri ve yaklaşmakta olan bir füzenin vınlaması… Saner balıklama yere atladı. Ellerini ensesinde birleştirdi. Siper aldı. Avazı çıktığı kadar bağırdı, “Nadyaaaa! Nadya sevgilim!” Görüntüler birden kesildi. Bir banka reklamı başladı. Kadınlar erkekler neşeyle dans ediyorlar, müstehzi bakışlar fırlatıyorlardı. Saner kalkıp televizyonun fişini çekti. Hızla toparlandı. Az önceki havasına döndü. Diskçalara etiketsiz bir disk yerleştirdi. Kayahan’ın sesi yayıldı salona: Seninle çok uzaklarda/Issız bir adada olsak baş başa kalsak diyorum/Sabahları balık tutup akşama mumları yaksak/Seni bir öpsem diyorum… Saner sandalyesine oturdu tekrardan. Şarabından bir yudum daha içti. Dirseklerini masaya koyup ellerini çenesinin altında birleştirdi. Mânidar bakışlarla Nadya’yı seyretmeye başladı. Telefon çaldı. Düşünmeden açtı bu kez, “Evet?.. Haaa n’aber ya?.. Yooo yo! İşitmemişim demek ki… Tabi tabi… Sen iste bütün olta takımım senin olsun… Bilmem ki… Yoo oturuyoruz şimdi biz… Yok! Yemek yiyoruz… Tamam peki… Tamam tamam… Yoo niye olsun?.. Tabi tabi… Görüşürüz.” Telefonu tamamıyla kapattı. Baygın gözlerle Nadya’ya kitlendi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Kadehteki şarabı dikti kafaya. Bir daha doldurdu. Bir küçük yudum aldı. Yarısı yanık, yarısı kuru bifteğini kesmeye çalıştı. Başaramadı. Çene kuvvetiyle asıldı ete. Güçlükle kopardı. Kayış gibi eti çiğnedi, çiğnedi, çiğnedi. Öğütemeden yuttu. Bir kadehi daha dibine kadar içti. Yüzü ekşidi. Dudağının sağ kenarından kan gibi kırmızı şarap sızdı. Yeniden doldurdu.

Bütün bunlar olurken bedeni kösnül duyguların buyruğuna girmeye başlamıştı. Yüzü kızarmıştı. Elleri titriyordu. Sırtı, bıyıkları terliyordu. Karnı salıncaktaki çocuklar gibi bir dolup bir boşalıyordu. Ne ki acele etmek istemiyordu. Derin bir soluk aldı. Elinin tersiyle ağzını sildi. “Oyy!” diyerek mutfağa gidip buz gibi suyla yüzünü yıkadı. Birazını da başından aşağı döktü. Yaşadığı yoğun, bayıltıcı hatta öldürücü duygulara inanamadı. Şakakları zonkluyordu hâlâ. Zihninde salon, yemek masası ve masanın öbür ucunda oturan Nadya canlanıyordu: Nadya’yı hunharca sandalyesinden çekiyor ve tutkuyla öpüyordu; sonra deliler gibi sevişiyorlardı; sevişirken “Nadya! Nadya sevgilim!” diye inliyordu. Böyle düş içinde mutfağın ortasında çakılı kaldı. İki adım attı güçlükle. Mutfak penceresinden dışarı baktı birkaç dakika. Yatışır gibi hissetti. Güç belâ salona döndü gecikmiş gibi. Özür dilercesine oturdu. Kayahan şarkıları çalıyordu hâlâ: Geç sayılır geçen her saniye/Bir ân önce seninle sarışmam lazım…

Sözler on ikiden vurdular. Yeniden heyecanlandı. Şarap şişesini dikti kafaya. Ayağa kalktı. Lateks kadınına yalvararak, onun şarabını da alıp bitirdi. Cesaretlendi iyice. Dili çözüldü. Rahatladı. Hırıldar gibi anlaşılmayan aşk sözcükleri fısıldayarak yatak odasına götürdü ömrünün en değerli varlığını. Giysilerini değiştirdi önce. Sonra herkesin bildiği şeyi gerçekleştirdi. Horultular içinde sırtını dönüp uykuya daldı; daha doğrusu sızdı.

Uyku esnasında dönüp sarıldı Nadya’ya. Parmaklarının ucundaki sentetik histen rahatsız oldu. Öptü. Aynı his dudaklarını da rahatsız etti. Tiksindi. Saçlardaki hiç çıkmayan plastik kokusu ve bayatlamış parfümü tiksintisini arttırdı. Gözlerini açmadan kalktı. Nadya’yı herhangi bir yerinden, kirli bir şeyi tutar gibi tutup mutfağa götürdü. Camı açtı ve apartman boşluğuna attı. Sonra yatağına dönüp deliksiz uyudu.

Öğleye doğru uyandı. Sevgilisini yanında göremeyince kalbi hzılı hızlı çarpmaya başladı. Şişme kadınına seslendi. Evin her yerini aradı; sokağa çıktı panik içinde sağa sola koşturdu. Maalesef yorgun ve kederli bir hâlde eve döndü. İçindeki gizemli ses apartman boşluğuna bakmaya zorladı Saner’i. Gidip baktı. “Aman Yarabbim! Nadya ne yaptın?” Telaşla merdiveni sarkıttı mutfak penceresinden. Alt komşu Feriye Hanım’ın şaşkın bakışları arasında büyük aşkını yukarı taşıdı. Banyoya götürdü.

Dünün kopyası bir gün daha tüketildi. Dün gecenin kopyası yeni bir gecenin hazırlıkları başladı. Telefon Katyuşa ezgisini çaldı yine. Saner telefonu açtı. “Alo?.. Haa Ferhat!.. Unutur muyum… Ayıp ettin bekliyorum…” Telefon kapandı. Gecenin bütün hazırlıkları eksiksiz yapıldı. Saner tam mumları yakarken kapı çalındı. Ferhat geldi. Ferhat Nadya’yı selamladı nâzikçe. Arkadaşının bu nezâketi hoşuna gitti Saner’in. Ferhat, “Cigara içebilir miyim?” dedi. Saner başıyla onayladı. Şaraplar içildi. Kayahan şarkıları çaldı durdu. Saner bir ân yarının Cuma olduğunu ve yarın bakkalla kasaptan kira toplaması gerektiğini anımsayıp gerildi. Neden sonra rahatladı. Nadya’nın donuk yüzü anlam kazanmıştı. Yorumsuz, soğuk ve belki biraz yakınan bir ifadeyle bakıyordu. Fakat neden yakındığı anlaşılamıyordu. Yüzünün yarısı gölgelenmişti de ondan mı? Göğüs dekoltesi tahrik ediyordu. Yarı açık dudakları kösnüldü. İki arkadaş çok az konuşup, pek çok içerek saatleri tükettiler. İkisi de çakır keyiflikten birer adım ötedeydiler artık. Ferhat anlaşılmaz bir şeyler mırıldanıyor sonra da sinsice gülümsüyordu. Saner “Ne var? Ne dedin?” der gibi bakınca da, elini hafifçe kaldırıp “Yok bir şey.” demeye getiriyor; kafasının çevresine işaret parmağıyla bir daire çizip, kendini küçümser bir yüz takınıyordu.

Ferhat yadırgıyordu ama seviyordu bu adamı. Başka bir arkadaşı yoktu ki. Onunla Galata Köprüsü’nde balık tutarken tanışmışlardı. İki aylak avcı! İki miras yedi! Zamanla kaynaşmışlardı. Paylaşılmaz denilen yalnızlıklarını çoğaltıyorlardı… Saner saatine baktı. Vakit geceyarısına yaklaşıyordu. Ferhat kalkmak nedir bilmiyordu; gene mır mır fakat biraz daha anlaşılır konuşmaya başlamıştı. Dövmeli kadınlardan nasıl hoşlandığını anlatmaya koyuldu. Saner başını öne eğdi. Düzdüğü kadınların -yarı sâhi yarı atmasyon- tek tek dövmelerini tasvir ediyordu. “Bir keresinde…” vücudunun üst tarafı bütünüyle dövmeli “bir karıyı!” üst üste beş kere nasıl düzdüğünü ayrıntılarıyla anlattı.

Nadya’nın önünde bunların konuşulmasından büyük mahcubiyet duydu Saner. Kulaklarına kadar kızardı. Ferhat aldırışsız ve yan gözle şişme kadına bakarak, “Yaa arkadaşım. Bir gece versen ya şu Nadya’yı bana borç?” dedi. Müzik o ân sustu. Her şey sustu. Gece derinleşti. Saner morardı. Kekeledi. Ne diyeceğini bilemedi. Ferhat arsızca tutturdu, “N’olur lan? Benden daha mı değerli lan?!” Saner hâlâ şaşkındı. Böyle bir şey beklemiyordu. Birdenbire Ferhat’tan soğudu. Onu sapık, sapkın, travesti, kulampara, bir tecavüzcü gibi hissetti. Kendi gibi saygın, geleneklerine bağlı, zararsız, yasalara saygılı birinin karşısında bu, bu yaratık… Nasıl gelmişti evine!? Nasıl oturmuştu sofrasına!? Kimdi bu “ib…lis”!? Salon, masa, her şey dönmeye başladı. Saner’in ensesi sertleşti. Kafasının arkasında yumurta büyüklüğünde bir ağırlık hissetti. Ayağa kalkmak istedi. Kalkamadı. Gözleri karardı. Gözlerinin içinde renkli, parlak anlamsız desenler yandı söndü. Farkında olmadan avucunun içinde sımsıkı tuttuğu çatalı ayrımsadı. Son derece soğuk Ferhat’a uzandı. Çatalı, henüz kazandığı hasmının boynuna doğru salladı.

Fotograf: ‘Reisender in Sachen Liebe’, Urs Lüthi, 1979
Reklamlar

11 Yanıt to “Şişme Kadın”

  1. Ali Says:

    BBC’nin bir belgeselini izlemistim sisme kadinlarla yasayan erkeklere dair. Aynen yukarida yazdigin seyleri yasiyorlardi. Sizofrenikti, sonunda korkup kapatmistim ekrani.kücük capli edebi bir elestiri yapmam gerekirse, tasvirlerin cok basarili, kurgu da vurucu. yazinin uzamasi pahasina da olsa karakterin biraz daha derinlik kazanmasini isterdim ben. Mesela Saner cok lginc bir adam, onu kisiligini merak ediyorum su anda ama tam bir fikrim yok hakkinda.Mesela Saner Nadya’ya bir karakter yaratip ona göre rol yapar, onunla konusmalara girerse Saner’in kisiligi hakkinda daha fazla ipucumuz olur. Br fikir sadece:)

  2. Eleştirel Günlük Says:

    Bazen eserin basarisini bende biraktigi etkiyle yargiliyorum. Bir solukta okudum. Okurken birsuru sey dusundurttu. Sonunda da eserin amacladigi ic boguntuyu, yalnizligi, yabancilasmanin korkusunu ve gerceklikten kopusun korkusunu hissettim…

  3. kacakkova Says:

    kisa ve net cümleler hikayenin etkisini daha da yakindan hissetitiriyor…bu hikayede cok fazla mesele var, hikaye bunlari cok iyi tasiyor ayrica…bir “kadin”, bir “erkek2 ve bir “ücüncü”nün arasindaki iliskinin en grotesk hali ortaya cikmis mesela…yalnizligin aldigi bicim ya da…ya da cinsel arzunun öncesi ve sonrasindaki o derin fark…ali’ye katiliyorum kesinlikle, tasvirler ve kurgu cok basarili, vurucu…eline saglik.kolay gelsin.

  4. gaykedi Says:

    himm hiç fena değil, hikayede “Kıçına bir şey battı: televizyonun kumandası” satırını okurken, devamlı ayak altında dolaşan ama aradığın zaman bulunamayan tv kumandasını sanki popomda hissettim bir an :)

  5. Anonymous Says:

    ellerinize saglık…

  6. yolcu Says:

    biraz önce “şişme kadın”‘ı okudum ve yazmak istedim. Ne tesadüf ki bu sabah yanlızlığı, artık “tek kişilik şehir” oyununun karakterleri gibi yanlızlaştığımızı düşünüp duruyordum. Arkasından kitaplarıma verdim kendimi benzer cümleler buldum içinde hüzünlensem mi, aman sende diyip devam mı etsem bilemedim. Sizin hikayeniz ise tuz biber ekti üstüne. Bir insanı bu kadar yanlız yapanın ne olduğunu anlamaya çalıştım. Televizyondakileri görünce “nadya, nadya sevgilim diye bağıran”, şiddetle seviştiği kadının ancak yatağında en huzur bulduğu anda aslında lateks bir malzeme, bir ürün ( daha yumuşak nasıl söylenir bilemedim.) olduğunu anlayan bu adama nasıl bir tepki vereceğimi bilemedim. Midem bulandı ama bu ( nasıl anlatılır ki) bir şiddet filmini izlerken duyduğum haz,korku,tiksinti ve zevki andıran bir bulantıydı. İyiki bulandı midem belki bu kadar kuvvetli bir his yaşamasaydım bunları yazamazdım.Aslında üstünde düşündükçe yazılacak çok şey var. Çok ters köşe bir hikaye insan hangi açıdan bakacağını bilemiyor…

  7. Anonymous Says:

    Son malzemeleri, buz kovasını ve beyaz şarap şişesini de getirip masaya koydu.

    Bir kadehi daha dibine kadar içti. Yüzü ekşidi. Dudağının sağ kenarından kan gibi kırmızı şarap sızdı.

    Benim bu yaptığım olayin özüne konsantre olmadığımı ve gereksiz hata bulma gayreti içinde olduğumu düşündürebilir…Filmlerde de takarım böyle ama…

    Ama beyaz şarap içen birisini her nedense daha zarif hayal ediyorum..

  8. Anonymous Says:

    Son malzemeleri, buz kovasını ve beyaz şarap şişesini de getirip masaya koydu.

    Bir kadehi daha dibine kadar içti. Yüzü ekşidi. Dudağının sağ kenarından kan gibi kırmızı şarap sızdı.

    Benim bu yaptığım olayin özüne konsantre olmadığımı ve gereksiz hata bulma gayreti içinde olduğumu düşündürebilir…Filmlerde de takarım böyle ama…

    Ama beyaz şarap içen birisini her nedense daha zarif hayal ediyorum..

  9. dortlukler Says:

    şarabın değil şişenin beyazlığı… ama böyle anlamak da ters değil…

  10. Anonymous Says:

    Tabi yaa şişe beyaz :)

    Zekice bir çözüm bulduğunuz için – güldüm- ya da gerçekten öyle olduğu için, daha keyifli okurum artık sizi…

    Teşekkürler..

  11. TURGAY Says:

    aklıma çalgıcıların çalgılarına çok düşkün olma durumu geldi ( nefesli sazlar çalanları bir nebze anlayabiliyorum ) …

    çalgısını istersin ve sana şöyle bir cevap verir abi kusura bakma ensturuman namustur veremem !

    engin geçntan'ın çağdaş yaşam ve normal dışı davranışlar diye bir kitabı var . ön sözü normallik üzerinedir . güzel de bir yazıdır.

    korkak ,cesaretsiz ,kifayetsiz ve aşırı iyimser olup etliye sütlüye dokunmamaktan bahsetmiyorum,insan sınırlarını gizil güçlerini fark etmek için kendini zorlamalı, çevresindekileri güzellikler adına doğrular adına etkilemeli …

    tabulaştırmamalı ,saplanıp kalmamalı…
    ,
    kanımca ifrat'a kaçmamak gerekir bu hayatta


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: