Gülen Ağlayan Maskeler

02 Ağustos 2009

Gülen ve ağlayan maskeler tiyatronun en bilinen simgeleri. Tiyatrocu olduklarını vurgulamak isteyenler kolye, yüzük, küpe hatta dövme olarak bu simgeleri taşıyor veya odalarının duvarlarına, arabalarının aynalarına asabiliyorlar. Gülmek ve ağlamak gibi çözümlenmesi son derece zor iki olgu bir simgede buluşup, kendilerini taşıyan kişileri şıp diye bir mesleğin, bir loncanın üyesi kılabiliyor.

Simgeler uzun uzun ayrıştırmayı, saymayı, tartışmayı gerektirmiyor. Aksine bunlardan kaçınarak aidiyet, inanç, tapını aracı olabiliyorlar. Çözümleyici bir kafanın mesafe koyduğu hatta reddettiği simgeler, tam tersi bir kafa yapısı için kurtarıcı, iyileştirciler; teskin ederek, coşkulandırarak, kişiye kendini anlamlı buldurarak, öyle olamasa öyleymiş gibi hissettirerek vb. şekillerde iyilik veriyorlar.

Simgeler, bir konu başlığını uzaktan görmemize, ilk bakışta konuyu tanımamıza yardımcı da oluyor. Telaşlı, kakafonik şehir yaşantısında simgelerin gösterme gücü yadsınamaz. Bir afiş, bir ilan veya bir binanın alınlığında gülen ağlayan maskeleri görünce hemen konunun içeriğini tanıyoruz.

Çözümleyici tarzımızı terkedip biraz düz bakmaya başladığımızda görüyoruz ki gülen ağlayan maskeler gülmenin ağlamanın ötesinde bir anlama sahipler. Bize tiyatro sanatını hatırlatıyorlar sadece. Bu kadar basit. Üstünde durmaya değmez!

Peki de bu basitlik çözümlemeden kaçan zihnin dünyaya yayılışı mıdır? Burası gerçekten çetrefilli. Maurice Merleau-Ponty Algılanan Dünya’da İnsanın Dışarıdan Görünüşü üzerine düşünürken Descartes’ın zihin ve beden değinisinden yola çıkarak ruh ve bedenin birbirine ilişik durduğunu, ikisinin birbirinden bağımsız olmadığını söylüyor.

“Öfkelendiğim zaman bunu nasıl yaptığımı bilemem, bunun nasıl yansıdığını da göremem. Sadece öfkelenirim. Ama öfkenin nasıl bir şey olduğunu ancak öfkelenen bir başkasına bakarak anlamaya çalışırım. Açılan gözbebeği, boyunda beliren damarlar, pençeleşen veya yumruklaşan el vb. yansımalardan öfkeyi tanırım.” mealen böyle diyor Ponty

Tanıdığım ve giderek tanıdıklaşacağım öfke formlarını bedenime uygulayarak yani öfkeli biri gibi yaparak öfkemi yaşayabilir miyim peki? Ya bu metodla gülüp ağlayabilir miyim?

Tiytroda kahkaha gülünç bir şey olmadan da atılabiliyor. Bu bir oyunculuk tekniği. Yani gerçekten gülmeden kahkaha atabiliyorsunuz. Diyaframı otomotikleştirip envai çeşit kahkaha üretebiliyor ve karşınızdakileri sırf kahakaha formuyla kahkaha attığınıza inandırabiliyorsunuz. Öyle ki bir süre sonra karşınızdakiler katıla katıla gülmeye başlıyorlar. Siz âniden durup, kaşlarınızı çatsanız da onlar kendilerini durduramıyor, gülmeye devam ediyorlar. Yani bir anlamda kahkaha bir duygunun, Merleau-Pontyvari deyişle ruhun uzantısı olmadan coşkun bir gülüş gibi algılatılabiliyor.

Aynı durum ağlamak için, düşünceli, derin, kafası karışık, mütereddit, şakacı, uysal, bıçkın, hafif meşrep, deli, yorgun görünmek için de geçerli… Demek ki gerçekten içinde bulunulan duygular, hâller bir yandadır karşımızdakilere simgeler, simgesel formlar yoluyla kendimizi duygu ve hâller içindeymişiz gibi sunmamız bir yandadır. Daha da tuhafı bu iki yan giderek kaynaşmakta.

Çözümlemeden kaçan zihin hayata işte böyle yayılıyor, egemen oluyor. Sözü edilen iki yanı ayrılmazca kaynaştırarak. Öfkeleniyor, gülüyor, ağlıyor gibi yaparak. Düşünüyor, araştırıyor, anlıyor, savaşıyor gibi yaparak. Ölçerek, biçerek, hesaplayarak kendiliğindenlik hissi yaratmaya çalışarak. Aslında bu bir makine değil de nedir? Voznesenski’nin dediği gibi “Bu yüreği söküp atmalı mı yoksa?/robotlar robotlar yolumu kesiyorlar!”

Oysa Ponty’nin dediği gibi öfkelenen kişi bunu nasıl yaptığını bilemezdi. Öfkelenirdi sâdece.

Yıllar önce bir üniversitemizin yaptığı bir araştırmanın sonuçları yayınlanmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla türk erkekleri ve kadınlarının kendilerini sevişmeye kaptıramadıkları, çünkü sevişme esnasında kendilerini yahut partnerlerini seyrettikleri bulgulanmıştı. Ben bu bulgudan dikkatin sevişmenin fiziksel, mekanik yönüne kaydığını ve duygusal yahut dürtüsel yönün değersizleştiğini anlamıştım. Doğru yanlış iddia edemem.

Fakat emin olduğum bir şey var: Basitleştirmenin (yalınlaştırmanın değil), karmaşık (Karışık değil) olguları simgeleştirmenin davranış ve algımıza egemen olduğu bir ekinin içindeyiz.

Dersine çalışmayan öğrenciler hastaymış gibi yapıyor; bana iş yaptırmak isteyen annem yorgunmuş gibi büzülüyor; beni aldatan sevgilim çok seviyormuş gibi ateşli öpüşüyor; ülkeyi sürekli borçlanarak dışa bağlı hale getiren ve cebini dolduran iktidarlar halk için çalışıyormuş gibi nutuk atıyor; ahlaksızlık edenler inanmışlar gibi makyaj yapıyor; Beyoğlu’nda barlarda kafelerde yaşayanlar işçi sınıfının yanındaymış gibi söyleniyor; öğretmenliği bilmeyen sürekli öğretmenlik taslıyor; sevgisiz kişi önüne geleni kucaklıyor; kötü oyuncu büyük bir aktörmüş gibi klişe dağarcığına başvurup poz kesiyor…

Ve tüm bu -miş gibi yapanların karşısına birleri çıkıp da “Aynı benim gibi sen de bir yapıntısın!” deyince kalpler kırılıyor, yürekler ezilyor. Ne güzel! Gerçek bir duygu filizleniyor. Yahut ruh bedenine kavuşuyor.

Reklamlar

7 Yanıt to “Gülen Ağlayan Maskeler”

  1. Kali Rind Says:

    Cüneyt, bu yazı ruhuma çok iyi geldi.

    Uzun zamandır, televizyonun, ‘kapanmış yüzler’ imal etmedeki mahareti üzerine araştırma yapıyordum. Bence mış gibi yapma tekniklerini en iyi öğreten araç odur. İçindeki hemen her şey roldür, yapaydır. Buna rağmen orada gözyaşlarını, kahkahaları, yorgunluğu, cesareti görürüz.
    Muhakkak dikkatini çekmiştir, ‘küçülmüş de büyümüş’ olarak nitelendirilen ‘çocuk tipi(!)’nde bir patlama yaşanıyor. Bu çocuklar büyükler gibi konuşuyor, oturuyor vs. Ve toplum bu çocuklara hayranlık duyabiliyor “vay, ne kadar aklı başında” diye. Oysa bu durum çocuk doğasını bozmanın alameti. Çocuğun çocukluğunu yaşatmayan, ona hemen ciddiyet kılıfı giydiren toplumsal düzen aslında ‘yalan’ üretmiş oluyor. Rol yapmakta bu kadar erken yaşta ustalaştırılmış çocuk, geleceğin hissizliğine yatırım yapıyor aslında. Bu çocuklar ‘büyünce’ ya ‘büyük travmalar’ yaşıyorlar ya da kusursuz sahtekârlar olarak hayata atılıyorlar. Ne de olsa rol yapmakta onların üzerine yok.

    Bir de şöyle bir haber vardı geçen haftalarda; Japonya’da sanırım bir metroda çalışanların gülümsemeleri ölçülüyormuş. Biliyorsun, artık büyük şirketler çalışanlarını zorla gülümsetiyor, müşteri memnun kalsın diye. Japonya işi ileri götürmüş, gülümsemesi yetersiz çıkanlar eğitiliyormuş. Başaramayanlar da işten atılıyordur muhakkak, iyi rol yapamadıkları için.

    Bu güzel çalışman için, ellerlin dert görmesin.Zihnine sağlık.


  2. Rol yapmak değil de poz kesmek/poz vermek desek…

    Zira rol yapmak içtenlik olmaksızın mümkün değil…

    Teşekkürler…

    Senin de zihnine sağlık…

  3. Kali Rind Says:

    Düzeltelim, poz kesmek diyelim. Doğru.

  4. serpil Says:

    Kendimizi seyretmeye kodlanmışız, yalnızken bile “poz” halini feci kanıksamışız, bu pozlardan ne kadar arınırsak o kadar iyi ama “ben sıfır pozum” diyene de inanmamak lazım genetik kodlarımıza kadar işlemiş bu seyirlik hal

    cok güzel bir yazı olmuş kalemine saglık


  5. “Ben sıfır pozum” lafzı evet yalan… Ama “ben poz verdiğimi fark ediyorum ve mümkün olduğunca bundan kurtulmaya çalışıyorum.” mücadelesi güzel…

    Ayrıca oyun oynamak, abartmak, göstermek, dikkat çekmek, eğlenmek, barmak basamak için bilinçlice birbirimize yönelişlerimiz hayata renk katıyor…

    Belki bunun için ayrıca bir yazı yazmalı…

  6. Angel of the morning Says:

    Out, out brief candle!
    Life's but a walking shadow,a poor player
    That struts and frets his hour upon this stage
    And then is heard no more; it is a tale
    Told by an idiot, full of sound and fury,
    Signifying nothing.
    Shakespeare


  7. “I'm nothing
    I know
    this is painful
    such as a tear
    so
    I want to appear”


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: