ülkemin gelişmesine karşıyım

23 Temmuz 2011

ülkemin  değil sadece başka ülkelerin de gelişmesine karşıyım… ozon -veya can yücel’in dediği gibi ozan- tabakasındaki yırtığın, nükleer felâketlerin, afetlere dayanımsız yerleşimin, değerli madenler için ölümcül tekniklerin ve belli coğrafyalardaki yoksulluğun;  sulardaki kirliliğin, toprak ve havadaki zehrin; büyük sermayedarlar uzak bölgelere girebilsin için bölgesel savaşlar, çatışmalar, soykırımların gelişmesine karşıyım… yeter! gelişmeyelim artık…

eskiden köyler vardı… sonra surlarla  çevrili şehirler… aristokratların şehirleri… tüccarlar şehirleri ele geçirdiler… ticarete engel olan surları yıktılar… yollar yaptılar… bu yaptıklarına özgürlük dediler… ama hâlâ sorun vardı… her şehrin yasası değişikti… şehirleri birleştirip kutsal kitap dilini anıştıran anayasalı ülkeler kurdular…. birbirine benzemeyen kültürleri, gelenekleri, dilleri, aksanları tek bir dil, kültür altında topladılar ve buna da eşitlik dediler… ki herkese ayrı ayrı dert anlatmak gerekmesin… ki tüccarların ürettiği anayasa’nın oluşturduğu eşitlikçi kimlik altında tüccarlara karşı bir tehdit oluşursa anayasayla örtülen kimlikler yeniden ortaya çıkarılsın ve tüccarlara karşı olası birlikler bozulsun… ama bu da yetmezdi!.. ülkelerin sınırları, gümrükleri, aristokratik şehirlerin surlarının yıkıldığı gibi yıkılmalı tüccarlar ülkeden ülkeye rahatça seyahat edebilmeli, satabilmeli, alabilmeliydi… daha büyük bir özgürleşme hareketi başladı böylece… özgürleşme, demokratikleşme, sivilleşme, küreselleşme ve tabi gelişme sözcükleri aynı amlamdaydı bu mevzuda: serbest ticaret…

tüccarlar gelişme uğruna, ücretli çalışanlarına haksızlık yapıp, onları öldürtüp, sakat bırakıp, onları birbirine düşman edecek provakasyonlar çıkartıp, onları en acımasız koşullara terk ederek gelişmenin bayrağını dalgalandırdılar… bu bayrak hâlâ cayır cayır dalgalanıyor…

haaa!.. şehirlerin surlarla çevrili olduğu devirlere dönmek istemiyorum…

sanayi ve teknolojinin tabiata uyumlu, sessiz ve temiz olmasını istiyorum… karın doyurmayan bir kimlik altında eşitlikçilik oyunu oynamaktansa, herkesin yüzünü güldürecek sadece iktisadi anlamda değil her anlamda eşitlikçi bir dünya istiyorum… yazmak, okumak,  tiyatro oyunculuğu, öğretmenliği mesleki eğlencelerim… fakat istediğim toplumsal model  gerçekleşirse günde birkaç  saatimi yahut yılda birkaç haftamı kol emeğine verebilirim… vermeliyim… böylece herkes herkesin hizmetçisi olur… fena mı olur?.. bir yanda teknolojik imkanlar, bir yanda mis gibi tabiat, bir yanda akıllı, anlayışlı; mozart, pink floyd, van gogh, âşık veysel, sartre, hemingway, tarkovski, ibn haldun hakkında sohbet edebileceğiniz hizmetçiler… eh! o zaman erdemli toplumdan da bahsetmek mümkün…

kıralsız değil herkesin kıral olduğu bir toplum… olmaz deme! olabilir…

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: