Mahallenin Erotikası

08 Şubat 2012

0.

Mahalle, aşiretle toplum arasında salınan; eğlence, öğrenme, gezme seçenekleri sınırlı; (düşük) ücretle geçinen; savaşlarda harcanan, semboller uğruna feda edilen, âfetlerde yalnız bırakılan, örgütlenmeleri, hak aramaları günah, ayıp, yasak; kişisel inisiyatifi yok sayılan fakat her şeyin doğal algılanması için bazılarının yükselmesine ‘izin verilen’; öte yandan içme suyu, havası kirletilen; hastanede sedyede unutulan, gömülecek mezar bulamayanların hapishanesidir. Mahalle, ast üst edilmiş, apolitikleştirilmiş, yalnız bırakılmış, değişim arzusu söndürülmüş ve güçsüzlüğün doruklarındayken cinsel rolünde güç arayanların tenhasıdır.

1.

Sosyal rol niyetine oynamaya mecbur kılındığımız, metni, kastı, mizanseni, her şeyi en ince ayrıntısına dek belirlenmiş kadın/erkek rolleri birer mevkidir de. Yani özgürlüğü gaspedilmişlerin, ‘iğitilmişlerin’ (eğitilmişlerin) mahalledeki konumunu gösterirler. Eğer roller dayatıldığı gibi oynanamaz ise mevki yani konum yok olur. Konumun yok oluşuyla gidecek yeri olmayan kişi de yokolur. Kişinin mahalledeki -erkek dünyadaki- varoluş stratejisi ne algıladığına değil nasıl algılandığına dayalıdır çünkü. Balım Sultan’ı gerdek gecesi yatağa girmeden öylece bırakıp giden Yunus Emre’nin ilmine, mahallede yer ve müsaade yoktur.

2.

Mahalle kendi yıkımını hazırlar. Örneğin cinsel rollere dayalı oyun, kişinin cinsel gelişimi ile koşut akmayabilir. Bir çocuk öngörülen zamandan erken veya geç ergen olabilir veya öyle görünebilir. Fakat mahalle bunu anlayamaz; tıpkı fiziği gelişmeyen, engelli, görece çirkin, efemine veya aşırı saldırgan çocukları anlayamadığı gibi. Mevlana’nın Mesnevi’de Şems-i Tebrizi’ye yazdıkları da burda anlaşılamaz… Mahalleli salak olduğu için değil, herkesten ayrı bir bakış geliştirme cesaretine sahip olamadığı için. Daha doğrusu sürekli bir şantajla cesareti bastırıldığı için…

3.

Can Yücel “Küfür, halkların ağzında açılan gümrah bir çiçektir!” derken edebiyat yapmaz! Küfür, bastırılan cesaretin fışkırması, öfkeye dönüşmesidir. Özgürlük arzusunun itildiği en dip noktadan gelen ivmeyle sıçramasıdır.

4

Güvenlik görevlilerine öfke eğitim dersleri verilirken önce başlarına gelebilecek muhtemel uç olaylar eğitici drama yoluyla yaşattırılır. Sonra uzman kişi müstâkbel güvenlik görevlilerine şöyle der, “Düşünün ki başınıza böyle bir olay geldi. Bakın oyuncular nasıl rol yapıp alttan alıyor. Siz de rol yapın onlar gibi. Saldırgan davranmayın.” Güvenlik görevlisinin en önemli eğitim aşaması budur: Güvenlik görevlisi olmanın güvenlik görevlisi rolü yapmaktan geçtiğini öğrenmek! Aynı cinsel rol gibi. Erkek olmanın erkek rolü yapmaktan geçtiğini öğrenmek gibi. (Ve erkekler bu sahte hâllerini kadınlara yansıtırlar. Dahası onları kendileri gibi rol yapmaya zorlarlar.)

5.

Fakat güvenlik görevlisi rolü ile erkek rolü çatışır. Erkek rolü abartıldıkça, eğitimli güvenlik görevlisi rolü minimalize edildikçe alkış toplar. Erkek rolü güvenlik görevlisi rolünü zorlar. Güvenlik görevlisi rolü erkek rolünü bastırır. Rol karmaşası burda son derece erkeksi bir işte yaşanır hem de (Benzer karmaşalar babayla oğul, abiyle kardeş, patronla çalışan, ast ile üst arasında da yaşanır). İş yerinde üç kuruş lira için çekilen gerilim, yaşanan onca rol karmaşasının acısı mahalleye dönünce erkek rolüne dönülerek çıkarıtlabilir belki…

6.

Mahalleden kurtulmuşlara göre ağır bir yaşam sürdüren mahallelinin uzanabileceği en yakın ve tek haz kaynağı kendi bedenidir… Fakat o da kendisine çok görülmüştür. Bedeniyle ilişkisi hele başka bedenlerle ilişkisi kesinlikle yasaklanmış, günah sayılmıştır… Hele de kadın ise… Böylece kişinin kendi bedeniyle kurduğu haz ilişkisi de diğer ilişkiler de illegalize olur… Markete düşer…

7.

Seks marketleri bütün reyonlarıyla haz ve tiksinme ikileminin yarattığı gayrı meşru algılamadan kazanç sağlar. Cinsel isteği uyandırmak, arttırmak veya sürdürmek için binlerce yıldır kullanıla gelen görseller, anlatılar ve ilaçlar reyonu bir kenara bırakılırsa diğer bütün reyonlar ciddi boyutta sorunlu görünmekte. Kadını, erkeği, erseliği, eşcinseli, çocuğu, hayvanları salt birer cinsel haz nesnesi olarak sunan bu reyonlar mahallenin kuytularında en çok ilgi gören reyonlar olmalı. Zira bu reyonlar alıcıların çokluğuna bağlı olarak varlıklarını sürdürüyor ve gelişiyorlar. Cinsel rolleri belirleyen, oynamayanları cezalandıran ve seks marketlerindeki ‘iğrenç’ reyonları yani o reyonların müşterilerini yaratan da gene istemeden mahallelinin bizzat kendisi oluyor. Hamburg’da örneğin “günah yolu” denilen yolda nicedir rehberli seks turizmi yapılıyor.

8.

Erkek mahalleli ve mahalleyi yaratanlar, söylemde, tavırda, ilişkilerde mutaassıp iken kuytularda cinsel hazzı deneyimlemek için arzu dolular. Zor ile güçsüzleri baskılayarak, kurnazlıkla vaatlerde bulunarak, entrikalar çevirip ‘sapkın’ deneyimler yaşayarak rol dışı cinsel hazza ulaşıyorlar. Sonra kuytudan çıkıp peygamber edasıyla herkese oyunun kurallarını hatırlatıyorlar. Kurallara uymayanları da acımasızca cezalandırıyorlar.

9.

T.C. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 1997 verileri, 1 yıl içinde 26 dakikada 1 kişinin cinsel suç mağduru olduğunu gösteriyor. İngiltere’de ise her gün 53 çocuk cinsel istismara maruz kalıyor. ABD’de 90 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Arap ülkelerinde zina yapan kadınlar recmediliyor. Çek Cumhuriyeti’nde cinsel suçlular hadım ediliyor… Bu tür bilgilere ulaşmak için arama motoruna “Cinsel Suç -ceza ve istismar-” yazmak yeterli. Ben 100.000 lerce sonuçla karşılaştım. Ki yine de bu, buzdağının görünen kısmı… Öyle görünüyor ki cinselliği çeşitli ahlaki gerekçelerle baskılayan toplum yahut mahalle seks marketlerinin kusmukları olan cinsel suçları ve/veya mutsuzluk getiren cinsel deneyimleri de istemeden/farkında olmadan kışkırtıyor.

10.

Erkek egemen mahallenin kükreyen dalgalarının bizi sürükleyip attığı kıyı hiç iyi kokmuyor. Cinsel rolleri temel alan hayat oyunu ancak birilerinin ayıbını/suçunu örtmeye, sümen altı etmeye ve ötekilerin, güçsüzlerin ve kalbinin sesini dinleyenlerin katline yarıyor. Mahalleliye işitmek istediği sesi, görmek istediği görüntüyü, anlamak istediği metni pazarlayıp satan erkek egemen medyada kadınlar ve kız çocukları örtülerek veya erotize edilerek nesneleştiriliyor. Kadın cazibe odağı, erkekse gözleri odakta bir yaratık olarak her gün yeniden rollerine güdüleniyorlar.

11.

Bir şovmen giriyor çerçevenin içine. Okan Bayülgen mesela. Erkeksi çığlıklar atıyor. Çevresinde seksi hostesler, masasında seksi konuklar, çoğunlukla mankenler. Bir mihrace bir sultan gibi. İmaj dahi olsa mahallenin erkeklerini imrendiriyor. Zira ne olduğun değil önemli olan kendini nasıl algılatabildiğin. Burda bitmiyor. Dedikodu programlarında kameraların cirit attığı barlardan çıkarken ve yine son derece erkekçe dedikoducu muhabirlere fırça atarken görünüyor erkek şovmen. Neden bu kadar abartılı bir erkek rolü oynuyor bu adam? E malını mahalleye yani reklamcıların hedef kitlesine satıyor da ondan. Şov yapıyor. Eğlendiriyor bizleri. Eğlenmekten utanmayın diyor. Eğlenmenin başka bir biçimi olamazmış gibi. Galile yıldızlara bakarken çok eğleniyormuş mesela.Yıldızlardan kime ne! Önemli olan ötekinin gözünde benim nasıl göründüğüm. Arzu ettiğim görünüş uğruna harcadığım gençliğim.

12.

Şu tez ilk bakışta inandırıcı gelmez ama doğrudur. Biz kola içeceğinin kendisini değil ambalajını içeriz. Bunun en kolay kanıtı, gözlerimizi yumduğumuzda iki markayı birbirinden ayıramamızdır. Bu başka bir sürü sanayi ürünü yiyecek ve içecek için de geçerlidir. Reklamlar aracılığıyla bir şeyin imajını yiyip içmeye koşullanır, “iğitiliriz”… Aynı şekilde kadın erkek ilişkilerinde tercihlerimiz imajlarla sıkı sıkıya bağıntılıdır. Çoğunlukla karşı cinsin imajıyla, görüntüsüyle ilişkiye geçeriz. “Ya başka nesiyle ilişkiye geçecektik?” yadırgamasını duyar gibi oluyorum. Çünkü yaşadığımız dönemde imaj her şeydir. Bir insanın düşünme, üretme, yaratma, kurma, dayanışma, yardımlaşma hâllerinin artık bir önemi yoktur. Birini beğenebilmemiz için güçlü yani tahrip gücü yüksek, tuttuğunu koparıp ufalayan, kendine it kopuk süsü vermiş -ama asla öyle olmayan-, alımlı, yakışıklı, güzel, şöhretli, bakımlı, çakımlı, vb. olması yeter de artar…

13.

Öte yandan cinsel roller meselesini -her ne kadar şu âna kadar öyle görünse de- erkek karşıtlığıyla çözümlemek istemiyor bu yazı. Hatta konuyu heteroseksüelliğin karşısına homoseksüelliği koyarak anlamayı hiç istemiyor. Zira katı, köşeli cinsel rollere dayalı mahalli hapislik beraberinde getirdiği davranış/algılama modelleriyle heteroseksüel bir yaşamı dahi imkansız kılıyor; yaşamlarının büyük bir bölümü cinsel faaliyete müsait kadın ve erkeğe, hayatı zindan ediyor. Zihinsel ve bedensel faaliyetleri yani haz çeşitliliği kısıtlanan kadın ve -ama özellikle- erkeklerin dikkati vücutlarındaki haz noktalarının takıntılı bir takipçisine dönüşüyor. Seks marketi canlanıyor; utanç ve kirli hisler yoğunlaşıyor; açık yahut gizli, mahallede cinsel hayat marjinalize oluyor. Doktor arkadaşlarımın ‘offrecord’ kayıtlarından birçok hastanın utanç içinde va fakat iştahla nasıl marjinal ilişkiler yaşadıklarını öğrenmiştim.

14.

Bir erkek düşünün erkek arkadaşlarıyla ‘karı-kız’ muhabbetlerine girmesin. Bir kadın düşünün, kadınlığını ne örtünerek ne soyunarak vurgulamasın. Bu kadın ve erkeğin mahalledeki konumları sarsılır mı? Eğer üremek dışında bir mevkileri yoksa evet. Eğer bu kadın ve bu erkek farklı bir varoluşu becermiş yani rol-modellerinin ötesine geçmiş ve cinsellik dışı alanlarda başarılar yahut güçlü ilgiler yakalamış iseler ancak mahalle tarafından mecburen kabul edileceklerdir. Belki rollerini oynamadıkları için toplum onlardan kuşkulanacak ama öte yandan saygı duyacaktır. Çünkü onlar artık mahalleden uzaktadırlar. Örneğin Kral ve Kraliçelerin, Cumhurbaşkanlarının, siyasi liderlerin, çığır açan sanatçıların ve bilim insanlarının rol temelli algılanması söz konusu olmaz. Çünkü bunlar toplumun içinde yükselmiş, sokaktan, mahalle ortamından uzaklaşmış erişilemez bir noktadırlar. Cinsel roller sadece sadece mahalleli içindir.

15.

Homoseksüellerden nefret eden, gördükleri yerde bıçaklamak isteyenler yani erkek yahut erkek bakışlı kadın rolünden başka bir niteliği olmayanlar, rakı içip erkek muhabbeti yaparken Zeki Müren, BülentErsoy dinlerler. Çay içenlere Kuşum Aydın yahut Fatih Ürek verilebilir. Bu ünlüler aynı zamanda sırf erkekliğin karşısındaki anomalinin, tuhaflığın, ötekiliğin bilinebilmesi için birer araçtır. Zira mahalleliler birbirlerini “Kuşum Aydın mısın oolum!”, “La Fatih Ürek tipli dallma!” diyerek provake ederler.

16.

Kıyı kasabalarımızda şehirli yazlıkçı kızlar tarafından mağdur edilmiş mahalli delikanlılar, ağır bir hüzünle ot içerler. “Dağ gibi delikanlılar bu âlemde perişan olurlar.” (Ece Ayhan’ı bozarak). Kendi kızına tacizde bulunan baba alkolle yıkanır. İstediği kıza ulaşamayan erkek nahalleden geçen tıpatıp kendi gibi başka bir erkeği bıçaklar. Aldatılan, hırslı bir kadının intikam teknikleri akıllara durgunluk verir. Görünüşü cazip genç bayanlar sosyalleşebilecekleri/gösteri yapabilecekleri her ortama koşarak giderler. Cinsel rolünü öngörülenin dışında oynamak isteyense mahallenin dışına çıkacak yollar hayâl eder.

17.

Bu yazının Eflatûni özlemi şudur: Her şey bir yana, en temelde sevgililerin, özellikle kadın ve erkeğin birbirlerini ele geçirmeye, birbirlerine sahip olmaya çalıştığı, birbirlerinin mahremiyetlerini saygısızca ihlal ettikleri bir ilişki yerine birbirlerini sevdikleri, güvendikleri, özgürleştirdikleri ve sevgiylebirbirlerini derinleştirdikleri bir dünya! Bu dünyada sanırım herkese yer var.

18.

“Yüzüm mahalleye dönük. Mahalleyi kurgulayanların yarattıkları acı sonuca dönük yüzüm. Ve bu yüzden mahallelinin çıkışsız algı ve davranışlarından yani zaaflarından para ve -her nasılsa- itibar kazanan şovmenin ışıltılı yaşantısına imrenmiyorum. Gösterişli erkek postunun içinde, kendim gibi erkeklerden gayrısını ötekileştirerek varolmak istemiyorum. Evet. Üstüme yapışmış bir erkeklik var. Ama ne erkek, ne kadın, ne şu, ne bu olmak değil insan olmak istiyorum gene de. Zira tüm insalarla tek müşterek, tek ortak yanım yanım bu. Ve belki de aldatılmışlığım..” diyene de yer var.

19.

“Çocuklarımı mahallede büyütmek istiyorum. Fatma Teyze’yi, Muharrem Amca’yı kitaplardan değil, içerden içerden tanıyor, hissediyor ve seviyorum. Eleştircek bir sürü yanları olduğunu bilsem de gene seviyorum. Mahallemi sevsem de çocuklarımı mahallenin acımasız bakışına kurban etmek istemiyorum.” diyene de yer var.

 

(Bu yazı 2008’de gene bu ağ sayfasında yayınlandı)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: