Orfeus’un Sazı

13 Mayıs 2012

Yükte hafif pahada ağır Altın Post’la uçuyordu sanki Argo Gemisi kıpırtısız  suda. Pruva’da Medea, güvertede İason, iskelede Orfeus vardı. Diğerleri başaltına saklanmıştı işitmemek için Sirenler’in çığlıklarını. Gel gör okkadar inceydi ki Sirenlerin sesi, derinin gözeneklerinden geçebilir ve yolcuları kendilerine çekebilirlerdi. Argonotlardan çok sonra burdan, Teos açıklarındaki çığlıklı kayalardan, Akilleus’un kulaklarına balmumu tıkayarak  geçtiği söylenecekti. Ama gerçek bu değildi. Gerçekte Akilleus, burdan geçerken Troya savaşında yaşadıklarını acı ve keder içinde o kadar yoğun düşünecekti ki Sirenler’i işitmeyecekti bile. Sirenler hayretle seyredeceklerdi bu tuhaf, topuğundan şerbetli yolcunun seyrini. Neyse.

Medea kalın kemikli bacaklarını aşağı sarkıtmış düşünmekteydi. Acaba Sirenler’e büyüleri işler miydi?  İason, kendisine deli gibi âşık, defalarca hayatını kurtaran, minnet duyacağı yerde ürktüğü karısından bir yararlık daha beklemedeydi. Orfeus ise Öridike’yi aklından çıkaramamıştı. Kafatasının içinde, bütün imgeleri yakalayıp yiyen bir örümcekti Öridike. Onu kafasının içinden çıkarmak zorundaydı. Bu yüzden kaplumbağa kabuğundan yaptığı sazı çalıyordu sık sık.  Orfeus’un sazı büyülü bir iksire, bir şarap çeşmesine, ahenk içindeki kainata benzetilebilirdi benzetilmesine de ama işte hiçbiri değildi. Orfeus’un sazı, Öridike’ydi. Tellerine her dokunuşunda yarattığı sevgilisiydi. Belini her kavrayışında kasıklarını ürperten eşiydi.

Akilleus  Argonotlar’dan çok sonra çektiği, aklına ulaşmayan, acı sayesinde kurtulacaktı. Oysa Orfeus’un acısı bâtında, yürekte  ve akıldaydı. İşte bu yüzden, o sazını çalıp şarkı söylerken sadece kendi değil herkes aşkla kendinden geçiyordu. Aşka bir denge, bir renk, bir ahenk veren sesi diğer bütün sesleri işitilmez kılıyordu.

Hülâsa! Argos Gemisi’ni ve yolcularını kutaran Orfeus oldu. Ne ki Orfeus bunu bir vazife olarak yapmamıştı. Kimseyi kurtarmak falan değildi niyeti. O âşıktı sadece sazına. Tam Sirenler’in çığlıkları kopacakken başlamıştı şarkısına ve çığlıklar bitinceye kadar sürdürmüştü nağmesini. Evet! Bunu  tasarlayarak yapmamıştı. Rastlantı Tanrısı karışmıştı işe belki biraz. Bilemiyoruz. Denk gelmişti Öridike’nin hayâli ve sımsıkı perdelemişti Sirenlerin sesini. Ama akıldan çıkarmamalı tabi büyük bir filozofun “Rastlantıyla zorunluk aynı şeydir.” deyişini.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: