Osuruk Ağacı

30 Ağustos 2012

Köşede bir kahvehane var.  Sağdaki kapı poyraza diğeri karayele bakar. Kahvenin sol yanındaki sundurma asmayla örtülü. Asmada koruklar. Ötekinin önündeyse gençten bir osuruk ağacı. Osuruk mosuruk ama gölge yapar, kafası iyi olana hışırdar. Daha iyisine konuşur.

Kahvenin kadınlı erkekli müdavimleri var. Kimse dönüp yan masaya kapuska olmaz. Muhabbet yeni kesilmiş Çengelköy Hıyarı kokar. Akşamları kalabalıktır. Bilhassa Cuma ve Cumartersi.  Mekâna sığırcık sürüsü inmiş gibi olur. Mekancı Muhammet kalabalığın arasında kıkır kıkır akar.

Şimdi Pazartesi ve sabah. Köşe, tenha.  Genç ağacın altındaki örtüsüz, tahta, ortadan çat diye çatlamış masada bir adam. Altındaki sandalye kirli çivit mavisi, bacakları ayrıca telle bağlılardan. Adamın farkı yok sandalyeden ve masadan. Hani dikkatli bakmasan göremezsin. Tam piyastos. O hesap.

Kahvenin poyrazından bir yıldız yaklaşıyor yüksek ökçeleri arnavut kaldırımında kıvılcımlar çakarak. Bunu, bakmadan da görebilirsin. Bir afet, bir nefaset, az kalır amma, bir letafet bu. Tıkır tıkır gelip köşeyi dönüyor ve hışırdayarak oturuyor görünmezin karşısına. Bacak bacak üstüne atıyor. Derin yırtmaç yarılıyor. Sigarasını parmaklarının arasında tutarak bekliyor, bileği kırık, damarları karışık.

Adam kadına bakmadan konuşuyor. Kadın sigarasını kendi yakıyor. Adam konuştukça kadın heyecanlanıyor. Yırtmacı sığlaştırıyor. Sigarayı söndürüyor. Sallantılı küpeleri, sahte taşlı yüzükleri ayıklıyor. Saçını topluyor. Boynundaki yeşil etolü başına örtüyor. Islak bir mendille dudaklarını siliyor. Kalkıyorlar âniden. Masada demir liralar tıngırdıyor. Adam önde, yürüyorlar. Karayeli sırtlarına örtüp.

Siyah bir arabaya atlayıp ikiliyorlar. İşçi mahallesine giriyorlar. Kırık dökük, birbirini şemâlsiz kesen, taşra sokaklarında dönüp duruyorlar. Bir kondunun önünde durup bekliyorlar sonra. Kadın bir gidiyor iki  dönüyor geri. Kapartoda biri iri, diğeri cılız iki izlenim kıpırdıyor. Mahalleden çıkıp mutena bir semte koşuyor araba. İtalyan balkonlu bir apartmanın kapalı garajı yutuyor motor sesini.

Zaman osuruk ağacına boy veriyor, asmaya alan, kahveye sakal. Muhammet, silahsız bir savaştan bahsediyor. Yenen ve yenilenlerden. Bozulan koalisyondan, devrilen hükümetten. Okkadar çok şey biliyor ama bildikleri hep kargış kurguş. Dedikleri anlaşılmıyor. Ağzına kelimeler batıyor sanki. Dudaklarından kan sızıyor. Bir adam varmış, diyor. Şu bizim osuruk ağacı gibi bir adam. Bir kadınla buluşmuş burda. Üzüm salkımları gibi bir kadın. Amma asıl, bu afetin bir kızı varmış on dört yaşında.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: