Talebe

15 Eylül 2012

Şiir öğretir mi, öğretmeli mi bilmiyorum. Ben  öğreniyorum. Aynı şiiri her okuyuşumda aynı şeyi yeniden öğreniyorum. Aynı şiir aynı olmuyor. Öğrendiğim de aynı şey olmuyor. Taocular’ın nesnede biri döngüsel, diğeri doğrusal iki devinim saptaması gibi talebesi olduğum şiirler hem döngüsel olarak kendilerini tekrarlıyor hem de doğrusal olarak değişiyor, değiştiriyorlar.

Çok ama çok bildiğim şeyler, şairin sesiyle öyle bir çıkıyorlar ki karşıma ben onları hiç bilememiş gibi oluyorum. Sihirli  masallara ne gerek var.  Hayat -çok kere olduğu gibi- bir anda sihire dönüştü işte. Az önce.

Diyor ki şair,

“Çünkü bu kahverengi akşam  saatlerinde
Her şeyi en soğuk ölçülere vuruyoruz…”

Ne diyebilirim çağrışımları seslendirmekten başka. Şiir çözümleyici, sihir bozucu değilim.

“Belki de
Soğumaya yüz tutmuş bir fincan sütlü kahve
Dönüşür ellerimizde kanlı kırbaçlı
Bastırılımış bir greve, yırtılmış dövizlere…”

Şair, dile getiremediğim bununla birlikte dile getirmek istediğim gibi anlatıyorsa hislerini -ki onlar kuytularda bir yerlerde benim hislerimmiş meğer- kıskanmak demiyelim de buna elini öpüp alnıma koymak, eğilmek,  yanaklarım kızararak yanında rakı içmek arzusu, diyelim.

“Yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
En çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte…”

Onu sevgiyle tutup sarsalamak istiyorum. Tuhaf! biliyorum. İşkencecilerin devrimcilere acımasızca yaptıkları işkencenin altında biraz bu yatar sezinliyorum. Çözmek, haddini bildirmek için değil sadece bu muhteşem iradeye dokunabilmek için de işkence yaparlar sanıyorum. Benim ki de  bir dokunmak isteği,  fakat nazikçe.

“Sizin hiç korkmadığınız şeyler ya da hep öyle sandığınız
Beslenir kimi  zaman da sevgilerle…”

Hani okuturlardı şiirleri bize mırıl mırıl ya da haldır huldur birer  kötü şarkı gibi. Öyle olmuyor burda. İki dizede donup kalıyorum. Donup kalıyorum. Ne şiir akıyor ne içim. Sen bana ne  yapmak istiyorsun şair? Cam kırıklarını niye sokuyorsun gözüme?

“…Yıllarca süren o dostça ilişkinin
Ve hatta bir sevgilinin
Yerine
Kin dolu gözleriyle bir ölüm yargıcı gibi
Biri
Kapkara giysilerle, özenti bir zincirle
Öyle
Dikilmiş sorguya çekiyorsa sizi
Ve sakın  sormayın işte;bir hesap yanlışlığı, değil mi
Vakit yok öğrenmeye…”

Aklıma, hakkında okuduğum, yazdığım, oynadığım, çalgısını  çaldığım Yugoslavya iç savaşı geliyor. Sonra hemen İstanbul. Kapı komuşumuz Remziye Teyze’nin Kürt ve Alevi olduğunu on yıl boyunca annemden gizlemesi geliyor aklıma. Sanki Boşnaklar ve Kürtler ve Aleviler yüz yıldır her sabah içtenlikle selamlaştıkları komşularının bir düşmana dönüşmesinden korkuyordular.

“…Canım en basiti, arkamızdaki bir duvarın
Mineler, sarmaşıklar, yaban gülleriyle
Örtülü bir duvarın ansızın
Kanlı, kireçli bir taş yağmuru hâlinde
Korkunç bir silah olduğunu yerine göre
Düşünün
Ve sakın  sormayın işte;bir hesap yanlışlığı, değil mi
Vakit yok öğrenmeye…”

Şiiri açıklamıyorum. Çağrışımlarını paylaşabilirim ancak. Onu yapıyorum. Çok sevdiğim bir arkadaşımı, arkadaşlarımla tanışmaya getirmişim gibi. Ama kimse hakkında bilmediğim gibi onun hakkında da bir şey bilmiyorum. Ben de yarattığı şeyleri anlatıyorum arkadaşlara. “Acaba?” diye düşünüyorum, “Bende uyananlar uyanır mı onlarda da?”

“…Daha bir süre böyle
Silahlar eleştirecek sizi belki de
İşte siz
Toplayıp susacaksınız içinizdeki ölüleri
Bakmadan geçeceksiniz o duvar diplerine..”

Edip Cansever’i belki tanımadım iyi oldu. O benim abim. Ama en çok öğretmenim. Kimse yüce, kutsal değil. Öyle bir şey dediğim yok. İyiler hep abim,  hep öğretmenim. Bugün ve birçok günkü gibi Tragedyalar III’dü dersim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: