Çift Zemberekli Saat

29 Mart 2013

Refik, komidinin çekmecesini çekti karmaşaya elini daldırdı. Ağ mekiklerinin, kemik düğmelerin, bit tarağının, akik, turkuaz, opal yüzüklerin, tanelerinin ortasında karınca uzuvları uyuklayan kehribar tespihin, nakış kasnağının, kalın çerçeveli gözlüklerin, envai ibelo ve muhtar çakmaklarının, lüle taşından, gül ağacından ağızlıkların, hâlâ sesi çıkan bir sipsinin ve küçük metalleri kararmış armonikaların arasından kahverengi kayışlı, roma rakamlı, saniye ibresi su gibi akan, alâmet-i fârikası at nalından saati çekti aldı. Bir kadın aksesuarı gibi zarif ama esasen erkek saati olan tıkırtıyı bileğine taktı.

Limon kolonyası kokusu geldi burnuna. Dişlerinin arasında seyrek pamuklarla kırçıl saçlar arasında ilerleyen bir tarak yürüdü gözünün önünde. Kulağına bir kanarya sesi geldi. Galiba bir roller kanaryası. Galiba bir gramafondan yayılan bülbül sesiyle yarışan. Sonra bir kümes geldi, içinde mardin, bursa, filibe, baska, bango, hünkâri güvericinleriyle. Sonra ayna gibi parlayan mokasenler. Ütülü, duble paça bir pantolon. Pantolon kumaşının pütürlü yumuşaklığını duydu parmak uçlarında. Uzun favoriler. Yeşil gözler. İnce bir bıyık. Canlı, bir o kadar da dalgın gözler. Düzgün bir o kadar da çarpılmış bir yüz. Kabak, biber, patlıcan, domates dolması; biber, havuç, kabak kızartmaları, pastırma, lakerda, cacık, balık ve rakı kokuları. Hikâyenin içinde hikâye. Geçmişten gelen her şey geçmişini de getirdi. Geçmişin içindeki geçmişin içinde ise daha kadim bir geçmiş. Çok daha sisli.

Görüntüler, sesler, kokular, dokunuşlar, tatlar bıçakla kesilmiş gibi kesildi. Geçmişte çok ama çok oyalanmıştı. Bileğindeki saat kıpırtısızlıktan sustu. Göz yaşları boşandı. Sağ koluyla sildi yanaklarını. Sol kolu hâlâ durduğu yerde duruyordu. Kolunu kıpırdattığında çalışmaya başlayacaktı. Refik, hareket ettikçe saat işleyecekti. Zembereklerden biri boşalırken diğerini dolduracak, dolan zembereğin gücüyle boşalan diğeri kurulmaya başlayacaktı. Fakat uzun süre hareketsiz kalınca zemberekler kurulu olsun ya da olmasın işlemiyorlardı. Refik bocaladı. İki eğilim arasında sıkıştı. Tere battı. Ensesi sertleşti. İman tahtasında ağırlık hissetti.

Geçmişe, geçmişin geçmişine dalmak ile şimdide bulunmak? İşte bütün sorun bu.

Birini diğerine tercih edemiyordu. Biri diğerinden daha az çekici gelmiyordu. Geçmiş, ısırgan otları, çakır dikenleri gibi ruhunu yakıyor, olmayan tenine kızıl çizikler atıyordu. Bir daha asla yaşanılamayacak anların -iyi kötü, güzel çirkin artık her ne ise işte- tırnakları ustura kadar keskindi. Yitip gidenler gerçekten yitip gitmiyor muydu yoksa? Yitip gitmiyorlar ise, zavallı, silik bir belleğin evcağızında yetim oğlanlar gibi hüzünlü bir coşkuyla, kederli bir taşkınlıkla sağa sola koşturmaktan başka ne yapabilirlerdi? Refik geçmişi bu kadar canlı görebiliyorsa bunun tek nedeni orda yaşamak, kalmak istemesiydi. Kolunu kıpırdatmaktan çekiniyorsa, bunun da tek nedeni nefes alıp verdiği, kokladığı, tattığı, dokunduğu, işittiği, gördüğü şimdiyi geçmiş kadar koyu duymasıydı; yaşamak istemesiydi. Peki ne olacak? Allah belamı versin benim! Sıçradı kalktı. Ahşap döşemeleri gıcırdatarak, çabuk çabuk gidip gelmeye başladı koridorda.

Geçmişin imgeleri ait oldukları zamandan ve mekandan kopup –belki bu yüzden kökleri zedeleniyordu- şimdiye doluşmaya, şimdinin kanıyla canlanmaya başladılar. Kadim imgeler, şimdinin sokağına, caddesine, koridoruna, yatak odasına, banyosuna, mutfağına, oturma odasına misafir oldular. Refik hareket ettikçe saat işledi, saat işledikçe -nasılsa- geçmişin anaforu enerjisini yitirdi.

Komidinin çekmecesini yeniden çekti. Bu sefer çekmeceyi bütünüyle çıkardı. İçindekileri halıya döktü saçtı. Tek anlama sahip bir bütün gördü. Ayrıntıya yöneldi. Bit tarağını aldı. Sirkesiz, bitsiz saçlarını taradı. Tarağın sık dişlerinin arasına sıkışan küçük asalaklar önüne dökülüyormuş gibi taramayı sürdürdü. Tek tek olmayan hayvanları inceledi ve tırnaklarının arasına sıkıştırıp ezdi. Elleri sanki kırk yıl önce bu işi yapan annanesinin elleriydi. Annanesinin tırnaklarında uzunlamasına çizgiler vardı. Ama Refik’inkinde yok. Eee?.. Kehribar tesbihin Baltık kıyılarından gelen tanelerini seyretti. On binlerce yıl önce somon kılçıklarını didikleyen karıncaların bir reçine damlasının içine nasıl hapsolduklarını kurdu. Sonra onların anılarını merak etti. Sonra onları, belki farkına varmadan, ezip geçen Kuzey Avrupalı ‘ilkel’ insanların yaşamalarını. Ve sonra, o zamanın insanlarının kendisi gibi bir meraka sahip olup olmadıklarını düşündü. Babalarından kalma, yetmiş yıllık, çift zemberekli bir saatleri olsaydı, belki. Mekanik saati geliştiren torunlarını görebilselerdi, belki geçmişe bir merakları olurdu. Neler düşünüyorum allahım yarebbicim!

Refik, geniş zamanlar verilmiş ve böylece bereketli hayaller bahşedilmiş bir ‘şimdi’nin oğlu olduğunu henüz, yeni, az önce anladı. Dayanıklı, ayrınıtılarla zenginleşmiş, güzel, çok çeşitli çağrışımlarla dolu eşyalar yaratan bir kuşağın üzerine doğduğunu henüz anladı. Saati komik bir biçimde öptü. Güldü. Kim kimi öptü? Diye düşündü parantez içinde… Öpen şimdiki dudaklarıydı. Sadece dudaklar mı? Saat de şimdiki saatti. Yüzükler, çakmaklar, çerçeveler, beş duyuyu harmanlayan imgeler, hepsi, hepsi şimdikilerdi. Hatırlanan her şey, geçmişe ait her nesne şimdinindi. Her geçen saniyede geçmişe doğru biriken, kahverengileşen şimdi bile şimdiye aitti.

Dolanmayı bıraktı, bir an. Kısa bir süre durdu. Gülümsedi. Mutfağa yürüdü. Sirkeli suya bastırdığı kabakları tek tek çıkarıp süzgece yerleştirdi; kabuklarını soydu ve oymaya başladı. Annesi gibi. Ananesi gibi. Annesinin annanesi gibi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: