lavanta

23 Ağustos 2013

1
çingeneler keselerde lavanta satar. yazlıklar, kışlıklar yüklüklere kalkarken aralarına bırakılır keseler. böcekler gelmez, yüklüklerse mis kokar.

5 cl. lavanta yağı 50 cl. su ile karışır.  bedene sürülünce sivrisinekler kaçar.

zehirli likit sinek kovucunun içine bu karışımı koydun mu sivrisinekler, -hatta gördük ki arılar- uzak durur odandan.

lavanta kolonyası bite karşı çocuklarımızı korur.

deneyimliyemediğimiz kitabi bilgiye göreyse ege’nin lavantası balgam söktürür, ağrı keser.

lavanta endüstriyel bir bitki değil. lavantadan uzaklaşma, lavantaya yabancılaşma nedenimiz alçaklara kurulan şehirlerde yaşamaya başlamamız.

sinek kovucuların reklamı, pazarlaması yapılır amma lavantanın reklamı, pazarlaması yapılmaz. çünkü o kendi kendinedir.

çocukluğumuzdan bu yana tanıdığımız kuru lavantayla dolu, boyunları simli iple bağlı keseler ve lavanta kolonyasına, bu yaz  lavanta yağı eklendi.

ne acayip bi şey!  hayatının bir parçasına dönüşen sempatik bi ilaç hem de bi çiçek.

batı anadolu lavantası

2
bir ay boyunca akçakoca’nın kale kumsalındaki salaş kafeteryanın sahibi ismail abi’nin anlattıklarını dinledim. hayatımda hiç bu kadar az konuşmamıştım.

kendisi bir lavantaydı ama geceleri vücuduna sinek kovucu sürerek uyuyodu.

kendisi nils holgersson gibi kaz çobanlığı yapmıştı küçükken. kazların nasıl uçup ağaçlara konduğunu; nasıl rahat sıçsınlar diye kıçlarının yağlanması gerektiğini vb. dinledim.

anlattıklarından çok nasıl anlattığını dinledim. anlattıkları, öne uzayan başına, çenesine; bir tik gibi kısılan,  tâ ukrayna sahillerine bakıyo gibi kitlenen gözlerine; bedeninden ayrılmış gibi masanın üstündeki çakmağa takla attırıp duran dombili parmaklarına; sık sık büzülen dudaklarına; olmıyan bir müziğin ritmini tutan terlik içindeki ayaklarına yapışıktı.

ismail abi’nin anlattıkları ayağı, omzu, ensesi, yanakları, gözleri, ağzıydı. anlattıklarının bir önemi yoktu aslında.  kendini hissetmek ve hayata devam etmek içindi anlatmaları. bulaşık yıkamak, çay servisi yapmak, tost pişirmek, içmek, içmek, içmek… hepsi anlatmaydı. anlatmanın içindeydi. kimse dinlemesin n’olucak! salak salak dinliyomuş gibi yapılsın ne çıkar! masanın başında konu mankeni gibi durulsun ne var! esas olan yaşamak. yaşamanın gereği olarak anlatmak. payıma düşen de yaşamanın gereği olarak dinlemek oldu; dinleme jimnastiğini keşfetmek.

3
lavanta ve ismail abi birbirine benzer. ne lavanta bilir bunu ne ismail abi.

karadeniz’in deli poyrazları anlatıyo kendini şimdi.

dinlemeyi bilene.

istanbul’un gökdelenleri rutubetli bi fısılıtya dönüştürse de kuzey rüzgârını biz lavantayı eve getirdik.

koklamayı bilene

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: