çatışma biçimleri

11 Eylül 2013

çocuğum uyumsuzluk gösterdiğinde ilk yaptığım şey ona yaklaşmak; genellikle kucaklamak, öpmek.

bu ilk adımın alt metni,  “seni anlamaya çalışıyorum. seninle ‘hemzemin’ oluyorum. seni itemem, sana öğretemem. seninle birim. kendini yalnız hissetme n’olur. çünkü sen yalnız hissedersen ben de yalnız hissederim. sen benim canımsın.”

ikinci olarak alçak sesle/fısıltıyla dostça konuşmaya başlıyoruz.

konuşmanın alt metni ise, “senden farklıyım. benim de ihtiyaçlarım var. ben de senin gibi özgür olmak istiyorum. birbirimizi özgürleştirelim  mi? böylece sen de ben  de huzurlu oluruz.”

uyumsuzluk ânında böylesi bir davranış ile gündelik hayatın akışı yavaşlıyo, belki bir miktar işler güçler gecikiyo. ancak sorun çözüldükten sonra hızımıza yetişene aşkolsun.

aksi tutumda uyumsuzluk kronikleşiyo, müzminleşiyo ve derinleşiyo

çocuğum uyumsuzluk gösterdiğinde mesafe koyarsam ben de uyumsuzluk göstermiş oluyorum.

niye mesafe koyuyorum?

çünkü çocukken bana da mesafe konulmuştu. çünkü bizde baba çocuk ilişkisi böyle yürüyo. başka türlüsünü bilmiyorum.

artık bir yetişkinim ama çocukluğumdaki yarayı, bir yetişkin olarak aynı şekilde kendi çocuğuma açıyorum.

aynı şekilde bizde iktidara gelenler kendini baba, ebeveyn -hatta doktor, veteriner, seyis- farzeder. ve iktidar olmazdan önceki, muhalif zamanlarındaki yaralarını muhalefet edenlere açmaya çalışırlar.

e! devlet ne ise aile de odur ya.

not:
dikkatle bakılırsa ‘kucaklaşma’, ‘dostça konuşma’ yetişkin çocuk ikiliğinin ortadan kaldırılması için ilk adımlardan biri.

tumblr_msxsejuRB91qhbkduo1_500aynı mevzuyu bir de şöyle anlatalım:

sosyal ahenk, uyumlu birliktelikler adına stratejik olarak çocuğa belli bir ölçüde mesafe koymak gerektiğine inandırıldık.  ki bu mesafeden çocuk ders çıkarsın, mesafeyi kaldırmak için çalışsın. mesafeyi kaldırmak için hiçbir hamle yapmıyosa;  tekrar yaklaşılsın, durum izah edilsin ve gelişmeleri izlemek üzere tekrar uzaklaşılsın. nihayet çocuk, mesafe nedeni olan kuralları çiğnemeyerek veya istenmiyen davranışlardan kaçınarak mesafeyi kaldırabilsin. yaklaşma ve yeniden uzaklaşarak mesafe koyma stratejisi ‘sadece çocuğun olumlu bir hamle yapması için’, bu hedef akıldan çıkarılmasın.

(böylelikle olumsuzluklar karşısında sorumluluğumuz gözardı edilebilsin)

gel gör, çocukların çok azı mesafeyi kaldırmak için çalışır.  bu, açıkça, çok az çocuğa gerçekten ulaşabildiğimizin, çok az çocuktaki yaratıcı melekeleri ortaya çıkarabildiğimizin göstergesidir.

gene de -nedense- mesafelilik stratejisinden vazgeçmemek erdem sayılır.

mesafelilik stratejisi sadece çocuklarla olan ilişkilere değil tüm ilişkilerimize yansır. iyi niyetli ve bir ideale hizmet ettiğine inanılan bu tutum, gerginlik, kör çatışmalarla amacından saptığı hâlde biricik yöntem olarak geçerli kalır.

bitmez!

sınıf, yaş, rütbe, kıdem hatta ırk, din, mezhep farklarına bağlı olarak -çoğunluktakiler- yetişkin  ve  -azınlıktakiler-  çocuk rolü içine sokulur.

nasıl ki mesafelilikten bezmiş bir çocuk biran önce büyüyüp yetişkin olmak istiyosa ve yetişkinleşme süreci hırçınlık, kuşak çatışması, ergenlik,  hırs, isyan kavramlarıyla beraber anılabilicek acılı bir sürece dönüşüyosa; aynı şekilde toplumda çocuk rolü içinde algılananların da acılı bir yetişkinleşme süreci veya  dönüşme arzusundan söz edilebilir.

hüsran ise şudur: artık yetişkin olan dünkü çocuk, tıpkı kendisine davranıldığı gibi, şu anki çocuklara aynı mesafelilikle, ‘idealistçe’ yaklaşmaya başlar.  sanki hiç çocuk olmamış, büyüklerin stratejisi yüzünden, yaratıcı melekeleri hiç bastırılmamış, her şeyi unutmuş gibi davranır.

yetişkin olmanın kaderi ve de kederidir bu.

hepimiz çok iyi biliyoruz ki mesafe, mesafe konulan tarafından itilme, dışlanma, oyun dışı bırakılma olarak algılanır.  mesafe konulanın yaşadığı kırgınlık tamir edilemiyebilir. genellikle de tamir edilmez. çeşitli kılıklara ve binbir surata bürünmüş şiddet olarak geri döner.

hemen her çocuk, mesafe koyan yetişkinin güçsüzlüğünü dile getiremez ama sezinler.  yetişkinliğin yapay bir kavram olduğunu, zorlama bir rol olduğunu derinden kavrar. buna rağmen o rolü oynamaya soyunur. o rolü el yordamıyla şekillendirdiği an ise -ki o rol el yordamıyla şekillendirilir zaten- çocukluğunda yetişkinlerde varlığını sezinlediği boşluğu kendi içinde bulur.

acı çığıdır bu.

 

son olarak:

kişilere, topluluklara yöneltilen “iyi-kötü/doğru-yanlış” nitelemeleri. kişileri ve/veya toplulukları iyi/doğru veya kötü/yanlış kavramlarının içinde donuklaştırır.  donuklaşan hiçbir şeyle ilişkiye geçilemez. donuklaştırılan şey de kendisi dahil hiçbir şeyle ilişkiye  geçemez.

gerçek bir ilişki için tartışma/çatışma kaçınılmaz. zira tartışma/çatışma hem karşındakini hem de kendini tanımak için tek imkan.

geriye bir tek hâdise kalıyo, tartışma ve çatışmanın şekli/şiddeti.

oraya dokunmaya çalıştık.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: