manolya’nın masalı

25 Eylül 2013

çok uzun zaman önce manolya adında bir kız çocuğu varmış. fikirtepe’deki ağaçların, kuşların, resmini yapmayı çok severmiş. resim yaparken sakinleşir, kendinden geçermiş. tatil günleri anne babasıyla küçük manolya fidanının dibinde -ki adını bu ağacın çiçeklerinden almış- sofra kurar, uçsuz bucaksız gökyüzünü seyrede seyrede yemek yerlermiş. küçük kız, yemeğini yer yemez, heyecanla bez çantasından resim defterini çıkarır resim çizmeye başlarmış.

fakat birgün nasıl olduysa olmuş manolya resim defterini evde unutmuş. off! çevresindeki her şey çok güzelmiş güzel olmasına da deftere çizemedikten sonra bu güzelliklerin bir anlamı yokmuş ki. e! haliyle canı çok sıkılmış. yemekten sonra ne yapacakmış şimdi? alamaya’dan dayısının gönderdiği kırmızı kayışlı saatine bakmış. zamanın biran önce geçmesini, bir ân önce eve dönmeyi, resim defterine kavuşmayı dilemiş. fakat zaman geçmek nedir bilmiyomuş. saatin saniye ibresi bir türlü ilerlemiyomuş. saatini kurmuş, sallamış, kulağına götürmüş. ı ıh! saati işliyomuş işlemesine de çok yavaş işliyomuş. manolya daha da sıkılmış. zaman nerdeyse durmuş. yoo! nerdeyse falan değil arkadaşım. zaman, manolya için gerçekten durmuş.

artık saati “tik tak, tik tak!” diye işlemiyomuş. bir kaya parçası çok uzun yıllar geçse de nasıl aynı kalır; manolya’da işte bir kaya parçası gibi donmuş öyle. manolya’nın çevresindeki her şey, tahmin ediceğin gibi, fırtına hızıyla değişmeye başlamış. manolya için bir saniye olan sürede bir ay geçmiş. bir dakikada mevsimler, bir saatte yıllar geçmiş. sıkıntıyla donup kalan ve saati duran manolya için bir gün tamamlanmamış amma manolya’nın dışındaki her şey için nerdeyse yüz yıl birden geride kalmış.

geçen zamanla beraber bak neler olmuş arkadaşım? anne babasıyla yemek yediği çayırdan eser kalmamış. engin kırlar önce bir iki katlı evler, sonra sekiz on katlı apartmanlar ve sonunda yüzlerce katlı gökdelenlerle dolmuş. arabalar da binalar gibi büyümüş. yollar da, kaldırım taşları da büyümüş. kahramanımızın ana babasıyla dibinde piknik yaptığı manolya ağacı da kocaman olmuş. ağaç okkadar hızlı büyümüş ki arada çiçek açtığını görememiş bile. olur şey değil arkadaşım! aradan onca yıl geçtiğini hem de her şeyin aşırı büyüdüğünü bilmesek kahramanımızı küçüldü sanırdık. fakat hayır! manolya küçülmemiş. manolya dışındaki her şey tuhaftan da öte acayip bir biçimde büyümüş. büyümüş, büyümüş, büyümüş! böylece manolya minicik, yüreciği boyunda kalmış. donup kaldığı geniş çayırda değilmiş artık. her yanı betonlarla çevrili iki metreye üç metrelik yapay bir çimliğin içinde, dev manolya ağacının altındaymış.

önünden dev insanlar geçip gidiyolarmış. hepsi de gözlüklüymüş. ama gözlüklerinin camından dışarı değil içeri bakıyolarmış. sanki gözlüklerinin camında bir şey oynuyomuş arkadaşım.

manolya’nın burnunun hizasında parlak metalden bir sıra varmış. yüzleri hiç tanıdık gelmeyen bir anne, bir baba ve bir oğlan çocuğu gelip o sıraya oturmuşlar. anneyle babanın da diğerleri gibi gözlükleri varmış. tıpkı diğerleri gibi onlar da gözlüklerinin camında oynayan şeyle meşgulmüşler. sanki büyülenmişler de haberleri yokmuş. oğlan çocuğundaysa gözlük yokmuş. o, sıkıntılı gözlerle çevresine bakınıyo, iki de bir mızırdanıyomuş. anne babası onun mızırdanmasına alışmış olmalı ki dönüp bakmıyo, “ne var?” yahut “neyin var yavrum?” diye sormuyolarmış. işleri güçleri gözlüklerinin camında oynayan sinemadaymış. oğlan çocuğu biraz yüksek perdeden mızırdanıcak olsa ensesine şaplağı yiyomuş.

yılların hızla geçtiğine, çevresinin hızla değiştiğine tanıklık eden küçük kız, bir insanın hareketlerini saatlerdir ilk defa normal şartlar altında dikkatlice seyredebildiğini fark etmiş. o da ne!? “tik tak, tik tak” sesleri gelmiş kulağına. meğer saati normal hızıyla işlemeye başlamışmış. kafası karmakarışık olmuş yığınla cevapsız soru yığılmış içine.

derken, burnunun ucunda dev bir burun belirmiş. dev burunun sahibi az önceki çocukmuş arkadaşım.

“sen de kimsin?” demiş.
“ben manolya’yım. ya sen?”
“ben demircan! benimle oynar mısın?”
“nasıl bir oyun?” demiş ürkerek manolya.
“konuşma oyunu. hayatımda bi kere oynamışlığım var. gene oynamak istiyorum.” demiş demircan.

manolya demircan’ın oyun dediği şeyin sohbet etmekten başka bir şey olmadığını çok geçmeden anlamış. çok şaşırmış önce. sonra bırakmış kendini. böylece biri dev biri parmak boyunda iki çocuk iştahla sohbet etmeye başlamışlar. demircan’ın anne babası çocukları mızırdanmadığı için mutlu olmuş. “acaba çocuğumuz neden suskunlaştı?” diye merak etmemişler bile.

935948_10151557702377540_1832213137_nönce demircan manolya’ya bulundukları zamanı, gözlüklerin aslında yeni bir tür bilgisayar olduğunu -ama tabi önce bilgisayarın ne olduğunu- uzun uzun anlatmış. manolya iki de bir araya girip sorular sormuş. öyle sorular sormuş ki demircan manolya’nın zekasından çok etkilenmiş. bütün sorularını yanıtlıyamamış.

demircan’ın annesi, “hadi demir! eve dönüyoruz!” diye seslenince yeni arkadaşların eli ayağı dolanmış, ne yapacaklarını bilememişler. demircan kalbinin sesini dinlemiş ve manolya’yı gözle kaş arasında kalbinin üstündeki cebe atıvermiş. havaya uçurulup karanlık bir torbanın içine atıldığını düşünen manolya önce heyecanlanmış ama sonra yeni arkadaşının kalbinin tatlı müziğiyle huzur bulmuş.

eve gitmişler. demircan’ın odasında bu sefer manolya anlatmaya başlamış fikirtepe’nin altmış yıl önceki hâlini: kırları; ıhlamur, iğde, çitlenbik, dut, asma ağaçlarını; cins cins, küme küme kuşları: ispinozları, floryaları, isketeleri, sakaları, bülbülleri, kanaryaları, yaban kazlarını ve ördeklerini ve evlerin damına yuva yapan leylekleri; uçsuz bucaksız gökyüzünü ve ailesiyle birlikte tatil günleri nasıl piknik yaptıklarını anlatmış. bu sefer eski zamanlara giden demircan olmuş. manolya’nın anlattıkları gözlerinde canlanmış. bir rüyada gibi hissetmiş.

offf!

gökdelenlerin gökyüzünü örttüğü, kuşların konucak ağaç bulamadığı; arabaların ve dev bacaların duman püskürttüğü böyle bir yerde nasıl olabilirmiş ki bütün bunlar?

“manolya! keşke senin yaşadığın zamanlarda çocuk olsaydım!” diyivermiş.
“keşke annem babam olsaydı yanımda!” diyivermiş manolya da.

biri dev diğeri yürecik boyunda iki çocuk hüzünlenmişler.

birdenbire demircan’ın aklına dedesi gelmiş. marangoz dedesi. düzce’yle karadeniz sahili arasındaki dağların yamaçlarındaki bir vadide, betondan uzak bir köyde kendi hâlinde yaşayan tonton dedeciğini hayal etmiş. sonra manolya’ya dönüp,

“anne babanı geri getiremem ama. seni eski fikirtepe’ye benziyen bir yere götürebilirim. dedem orda yaşıyo benim.” demiş.

manolyanın hüzünlü bakışları arasından bir tebessüm sızmış. demircan, annesiyle babası uykudayken mutfağa girmiş. yolculuk için yiyecek hazırlamış. sırt çantasına koymuş. manolya’yı da kalbinin üstündeki cebe, önceden yaptığı pamuk yığınının üstüne yerleştirmiş. gün doğmadan iki çocuk yola koyulmuş. otoyola inip şehirlerarası bir otobüse binmişler. akşam olmadan demircan’ın dedesinin köyüne varmışlar.

demircan’ın dedesi torununu yalnız başına karşısında görünce önce çok şaşırmış. sonra çok kızmış. hemmen eski telefonunu açıp numarayı çevirmiş ve kızına demircan’ın yanında olduğunu bildirmiş. demircan’ın anne babası telaş içindeymişler. bu davranışından dolayı çocuklarına çok kızmışlar tabi ki. ama olan olmuş bi kere. ne yapalım! dede, torununun birkaç gün yanında kalması için izin koparmış. olay tatlıya bağlanmış sanki biraz.

dede, “anlat bakalım torunum. seni hangi rüzgâr buraya attı? ama bana sadece gerçeği anlatıcağına söz vermelisin.”

demircan her şeyi olduğu gibi tek tek anlatırken, manolya demircan’ın cebinden gizlice çıkıp dede’nin hırkasının cebine girmiş.

dede, “hep söylerim çocukların hayal gücü kimsede yok. peki evlatcağızım. dediğin gibi olsun. parmak boyunda bir arkadaşın olduğunu kabul edelim. ama önce sofraya otur da bu sabah ineğimden sağdığım sütten içelim yanında da yaptığım tâze peyniri yiyelim.”

birlikte sofraya oturmuşlar. demircan ilk defa dedesinin sütünün kokusundan rahatsız olmadan, bardağı bir dikişte boşaltmış. yumuşak peynir dilimini iki lokmada mideye indirmiş. dede gülümsiyerek torununu seyrederken elini cebine sokmuş. parmaklarının ucuna değen manolya’yı fark etmiş.

“nasıl olur? yoksa?.. gerçekten?..” diye düşünürken parmaklarına değen şeyi çıkarıp masanın üstüne koyuvermiş. masanın üstüne koyduğu küçük yaratık, demircan’ın anlattıklarını doğruluyomuş. meğer ki torununun anlattıkları hakikatmiş. bir ân yaşlı adamın gözleri kararır gibi olmuş. ama düzgün nefes alıp vererek, gözündeki karaltıyı savuşturmuş.

“bu o mu?” demiş dede düzgün biçimde nefes alıp vermeye çalışarak.
“ta kendisi!” demiş demircan gülerek.
“o benim!” demiş manolya dudaklarını büzerek.

demircan’ın dedesi konuştukça konuştukça manolya’ya ısınmış. hikâyesini bir de manolya’nın ağızından dinlemiş. o gece güzel bir uyku çekmişler. ertesi sabah dede, çocuklar uyanmadan atölyesine girip manolya’ya küçük kalemler ve küçük bir resim defteri yapmış. manolya havalara uçmuş sevinçten. iştahla resim çizmeye başlamış. gene kendinden geçmiş. olan biten her şeyi unutmuş. çizmiş, çizmiş, çizmiş. manolya resim çizerken, demircan ve dedesi manolya için, içinde küçük bir yatağı, masası, iskemlesi olan küçük bir ev yapmaya koyulmuşlar.

arkadaşım! gel gör! manolya kendini resim çizmeye fena kaptırmış. büyük bir coşkuyla köydeki ağaçları, inekleri, ördekleri, kuşları tek tek resmediyomuş.

sıra dedenin bahçesindeki kuyuyu çizmeye gelmiş. başlamış kuyuyu çizmeye. kuyuyu çevreleyen taşları, taşları birleştiren harcı, kuyunun üstündeki çıkrığı, çıkrığın üstünde parlayan güneşi, kovayı, kuyunun tahta kapağını… hepsini üşenmeden çizmiş. o da ne! kuyunun çıkrığına asılı bir anahtar fark etmiş.

“acaba hangi kilidi açmak için bu anahtar?” diye sormuş kendine. ne ki cevabını bulamamış. biraz canı sıkılmış tabi arkadaşım.

“niye canını sıkıyosun ki? anahtarın resmini çizsene.” demiş kendine.
anahtarı bütün ayrıntılarıyla çizmeye başlamış. anahtarın resmini çizmeyi bitirdiğinde çoook tuhaf bir şey olmuş arkadaşım. yer sarsılmış titremiş. gök homurdamış inlemiş ve kuyu resminin kapağı açılmış. beraberinde resmettiği bütün her şey sıvılaşıp birbirine karışarak kuyunun içine akmaya başlamış. her şeyle beraber manolya da “vıjjjt!” diye kağıttaki kuyu resminin içine kaymış.

göğün homurtusu, yerin sarsıntısıyla irkilen demircan ve dedesi hemmen manolya’nın yanına koşmuşlar. o da ne arkadaşım! onların gördükleri bambaşkaymış! manolya homurtular, sarsıntılar içinde büyüyomuş meğer. küçük kız büyümüş, büyümüş, büyümüş içinde bulunduğu zamanın çocukları kadar kocaman olmuş.

bu arada havadaki garip sesler ve yerdeki tuhaf sallantı arttıkça artmış. artık büyük bir kız çocuğu görünümüne kavuşan manolya, demircan ve tonton dedesi dışarı çıkmışlar. seslerin geldiği yöne yürümüşler merakla. fındık bahçesini, dereyi, kavlan ağaçlarını geçmişler. yeşil vadi’nin başlangıcına kadar gelmişler. ne görsünler! onlarca buldozer toprağı kazıp durmuyo mu!

dede çok sinirlenmiş.

demircan çok mahçup olmuş.

manolya ise büyüdüğüne mi sevinsin buraların da yeni fikirtepe gibi olucağına üzülsün, bilememiş.

üçü de kafası karışık bi halde gerisin geri eve yürümüşler. bir kavlanın dibinden geçerken manolya’nın ayağı bir şeye takılmış. manolya dönüp bakmış, “a ne güzel bir oyuncak!” diye sevinmiş. yerden alıvermiş onu. oyuncak ve üç koca insan eve dönmüşler. manolya oyuncağı masaya koymuş. dedenin işlerine yardım etmeye koşmuş. içinden öyle gelmiş. derken, demircan seslenmiş,

“manolya! dede! buraya gelin çabuk! oyuncak falan değil bu! baksanıza yanaklarından akan yaşa!”

not: bu masalı,  16 eylül pazartesi günü, fikirtepe tanzim park’ın ‘kısıtlı’ çimenlerine oturup elif ebinç, fatma nur ulusoy, semiha ebinç ve mahinur ebinç ile birlikte kurguladık. bana düşen kurguyu etlendirmek kemiklendirmek oldu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: