06:30 OTOBÜSÜ

01 Ekim 2013

saat 06:30. otobüste paryalar.

kimi açıktan kimi kaçamak birbirlerini seyrediyolar. birbirlerine not veriyorlar. not verme ayrıcalığının dayanılmaz cazibesi. her dem en yüksek nota sahip oluşun konforu. bilmeden biliyolar. ne kadar seyirci iseler okkadar aktör olmaktan kaçınıyolar. birbirlerinden abartılı tavırlar ya da sinik eylemlerle gizleniyolar. gurur. yorgun bedenlerin sandalyesi. yorgunluk güzeldir. yorgunluk diğil. yıllardır dayak yemiş, ağzı burnu dağılmış ruhların koltuğu: gurur. gurur, kibirle komşu. neyse.

kim dövdü onları. bu kadar uzun süre dayak yemeğe nasıl katlanır insan? uluorta yıllar boyu dayak yemesine kim izin verdi o insanların? ve herkes çok normal bir şeymiş gibi nasıl kabul etti bu durumu? en havalı, en sportif, en janti görünüme sahip olanlar; 06:30 otobüsüne hiç binmemişler yahut hiç binmemiş gibi davrananlar. yani her şeyleri sigortalı; arazileri yüksek çitlerle çevrili olanlar. siz mi dövdünüz onları? pardon bi dakka! siz mi dövdünüz? hem dövüp hem de kendinize nasıl asker ettiniz onları?

uyku devam ediyo. yüzlerinden okunuyo zihinleri. savunma ve saldırı refleksleri dışında başka bütün her şeyleri uyuyo. her iki anlamıyla.

izlenimlerimi söylesem onlara. biliyorum azarlarlar beni. kibirli, derler. sen biliyo musun dayak yemiş ve yemekte olan ve yüzde sekseni uyuklıyan hâlimizle her birimiz en az üç çocuk büyüttük. benim oğlum doktor. benimki asker. benimki şehit. benimki kâtil. benimki gâzi. benimki mühendis. ne konuşuyosun sen çok bilmiş.

haklılar wallahi! ne konuşuyorum ben. oynadığım roller, yazdığım kurgular içinde konuşunca saygınım amma bir durumu kurcaladığımda, kimim ki ben. kibirliyim. di mi? neyse.

gene de haklılar. zira gerçek, insanın yüzüne söylenmez. en azından buralarda böyle. epey geniş sınırları olan buralarda. daha dar haritayla: saltanat bitince, herkesin kendini sultan sandığı buralarda. 06:30 otobüsü’ndekiler hâriç. onlar haklılar çünkü, böyle bir değerlendirme karşısında bir zamanlar insan olduklarını hatırlıyo; şimdi niye olamadıklarına kızıyo, delleniyolar. ellerinde balta olsa, baltayla saldırırlar. haklılar. onların elinde olmıyan bir şey yüzünden geldikleri durumu eleştiriyorum. sonucu değerlendiriyorum. sonucun yakıcılığını resmedip nedenlerine vurgu yapmak istiyoruz ya! nâfile!

birer dişliye dönüşen eklemler, sadece harekete duyarlı gözler, vites değişimini işitmeyen kulaklar, sarsıntıyı hissetmeyen bedenler, egzos kokusunda gençlik anıları yakalayan bellekler… bu sonuçtan, nedenlere nasıl ulaşılır? bu kalp kırıklığından doğrulup devam edebilmek bile, tespit ettiğine dönüşme diğil midir?

nasıl ilerlenebilir 06:30 otobüs’ünün lâin güzergâhında? burda ölüm bir yaşam kurmuş  kendine. burada ilerleme, otobüsün ilerlemesi yalnızca.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: