sokağa özgürleşmeye! de hangi sokağa?

09 Ekim 2013

abd’de 1929 ekonomik bunalımının ardından “şirket canavarı”, “kentsel dönüşüm’e benzer bir stratejiyle 3 milyon’a yakın insanı evlerinden, topraklarından ayırır, ‘yol’a mahkum eder. john steinbeck’in gazap üzümleri yola mahkum olan joad ailesini konu eder.

joadlar 75 dolara külüstür bir kamyonla evlerini terk eder. iş bulma umuduyla sefil bir yolculuk yaparlar. Kalifornyia’ya yolculuk sırasında önce büyükbaba ardından büyükanneleri hayatını kaybeder. hikâyeyi okuyanlar yahut john ford’un gözünden aileyi seyredenler kuşkusuz bu aileyle özdeşleşir. duygusal yakınlıklar kurar.

külüstür kamyon büyük şehre vardığında bir benzinciye girer. benzin alıp uzaklaşır. benzincideki iki üniformalı çalışan joadlar hakkında konuşur: onlara göre bu aile ilkel, kaba, anlayışsız, hissizdir. insanlıktan nasibini almamış birer hayvandırlar. güzel şeyleri fark etme şansları yoktur. ve saire ve saire…

benzincinin tertemiz üniformalı çalışanları kendilerini bu ‘kaba saba, yersizyurtsuz insanlar’ dan ayırarak nasıl bir çelişkinin içine sürüklendiklerini fark etmezler. oysa kendileri de “şirket canavarı” nın farklı biçimde dişlerinin arasındadır. “şirket canavarı” beyaz ırkın üstünlüğü mitleriyle afrikalılara ve kızılderililere yaptığı insafsızlığı şimdi kendi deri rengindekilere yapmaktadır. neyse.

benzincinin köleleri, joadlara göre daha konforlu yaşarlar. belki haftada bir filim seyreder, hafta sonu kız arkadaşlarıyla bir kafede bir şeyler içerler, ‘muzlu turta’, ‘hamburger’ yerler. Ama joad ailesiyle aynı kadere sahip olduklarını; hayatlarının “şirket canavarı”nın -isterseniz buna kapitalizm de diyebiliriz- strateji ve taktiklerine bağlı olduğunu bilemezler.

tıpkı akp’ye muhalefet eden biz orta sınıf üyeleri gibi. iyi okullarda okumakla, bir ya da birkaç dil bilmek, entelektüel olanaklara, estetik hazlara, karmaşık sportif olanaklara ulaşmakla kendimizi ayrıcalıklı hissetmemiz gibi.

akp seçmeninin “şirket canavarı”na karşı dert ortağımız, kaderdaşımız olduğunu unutup, bu kitleyle organik bağlar kurmaktan kaçınmamız, onlardan ‘tiksinmemiz’ gibi.

gördüğümüz her kaba sabalığın üstüne coşkuyla atlayıp, orgazma ulaşıncaya kadar üstünde tepinmemiz gibi…

eyvallah! en iyi yaptığımız şey sokağa çıkmak. ama hangi sokağa? zevklerimize ve dünya görüşlerimize yakın olan sokağa!

zevklerimizin bekçisi olmakla kalmıyoruz. teşhirciliğini de yapıyoruz. yaşam tarzının savunulması gayet anlaşılır iken işin içine karışan kibir gözden kaçıyo.

işin garibi kendine sol, solcu, sosyalist, komünist hatta anarşist diyenler mutena sokaklarına kendilerini hapsetmiş durumdalar. burdan köpürüyo, kükrüyoruz. gözümüzün üzerinde “sınıf atlamış”lara, “sonradan görme”lere ait bir peçe var. bu hâlimizle -kesin bilgi- çok iticiyiz.

bu yazdıklarımdan bir siz alın, beş ben alıyım.

(devam edicek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: