nedir sıradan olan?

26 Ekim 2013

bugün, gastenin birinci sayfasında bir fotograf/haber vardı. hastane kapısında, bankta oturan onlu yaşların başında iki kardeş resmi giyimli bir polisten babalarının öldüğü haberini alıyolardı. o ân, o kare, çocukların nasıl yıkıldığını gösteriyodu. çocuklardan biri çökmüş otururken diğeri yüzü koyun banka kapaklanmıştı.burun direğim kırılıcak gibi oldu. gözlerim nemlendi. tuttum kendimi. hüngür hüngür ağlayabilirdim oysa. delirebilirdim. hiçbirini yapmadım. gözüm başka haberlere kayıverdi. gözüm başka haberlere kaymak zorunda kaldı yahut.

gasteciler ‘sıradan’ biri olarak ne hissediceğimi biliyolardı. o yüzden koymuşlardı küçük fotografı sayfanın tam ortasına ve altındaki henüz anlatmaya gücümün yetmediği ‘sıradan’ hikâyeyi. gasteciler o yüzden bu fotograf/haberi başka haberlerle çevrelemişlerdi.

‘sıradanlık’ ne muhteşem bir ‘ayrıcalık’. sıradan sıradan diğil. ayrıcalık ayrıcalık diğil. birkaç saniye içinde insanın ciğerini yakıp kavuran bir duruma uzaktan -hem de çok uzaktan- şahitlik, işte, nasıl ayırıyo seni/beni bulunduğu andan, gerçeklikten. nasıl derdini unutuyosun da başka bir derde iliştiriveriyosun derdini.

‘sıradan’ biri olarak ‘sıradan’ bir haberle birkaç saniyeliğine dibe vurup doğruluyosun.

hatırlıyosun, kurguluyosun, yakınlaşıyosun, uzaklaşıyosun diyosunki cümle kurmadan ışık hızıyla kendine, “acının kallavisi zamana yayılandır. günlerce, aylarca, yıllarca hatta bir ömür göğsünde bir gelincik gibi yüreğini yiyip durandır. unutamazsın, unutmamalısındır. unutmak ihanettir ya da ihanet gibi gelir. aylar yıllar boyu acıyla erimek, incelmek, kalınlaşmak mecburidir. varoluşunun emridir.”

elin bir ânıyla senin tüm zamanların arasına gerilen örümcek ipliği kalınlığında sarmal köprüler, işte tam öyle köprüler, esner, uzar, kısalır ancak. koparamazsın, atamazsın o köprüleri. koparıp atmaya kalksan yapışırlar, bulaşırlar. ellerinden ağzına, burun deliklerine girer içine sızarlar.

‘sıradanlığın’ içindeki olağanüstü ayrıcalık budur.

bu haber, tüm gasteyi kaplamalıydı oysa. göz kolayca kayabilicek başka bir haber bulamamalıydı. hangi sayfayı çevirsek bu çocukların hikâyesi karşımıza çıkmalıydı. çocukların önce hapishaneye babalarıyla yengelerini ziyaret gittiklerini ve hapishane kapısında babalarının nasıl vurulduğunu bilmenin ötesinde çocukların ‘sıradan’ hayatlarını bilmeliydik. üzerlerindeki yoksul giysilere bakarak “yazık gariban çocuklarmış” yahut “kimbilir daha ne kadar çok buna benzer ‘sıradan’ olay yaşanıyo dünyada.” diyip geçme şansımız olmamalıydı. o zaman işte, o zaman, ikna olurduk ki sıradan sıradan diğil. yanından hızla geçip gittiklerimiz, yanından hızla geçip gidilicek cinsten şeyler diğil. o zaman bir edebi hayatımız olurdu. çünkü o zaman kalibre edilemez olurduk.

“cem yılmaz kuafördeki karısını kafede 3 saat bekledi.” diye bir olağanüstü
hebere mâruz kalmazdık. pornografik imajlarla mücadele eder görünen hükümetler pornografiyi bütün hayatımıza egemen kılamazdı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: