nejat, devlet tiyatroları genel müdürü olmuş.

24 Ekim 2014

342444nejat, devlet tiyatroları genel müdürü olmuş. bu vesileyle feysbukta ödenekli tiyatrolarda çalışan arkadaşların paylaştığı, nejat’ın 28 mart 2013’te yayınlanmış, gizem gül’le yaptığı söyleşiyi okudum. söyleşide nejat’ın ideolojik bakışı açısı beliriverdi.

neresinden başlasam?

nejat Benim tek ölçüm yalnızca işlerini yapmak isteyen yeni gençlik. ‘Bana ne yaa’ diyen (sağdı soldu, yönetimdi o işlere karışmayan anlamında)* ve haklı olarak ‘Ben işimi yaparım’ diyen gençlik” diyo. evde erkeğin bulaşık yıkaması bile ideolojisiyle doğrudan ilişkiliyken, tiyatro yapmak gibi karmaşık, sosyal bir faaliyet nasıl siyaset dışı tanımlanabilir? “sen işini yap siyasete bulaşma! orası bizim işimiz!” demek ideolojik bir telkindir v ‘çok konuşma itaat!’ et anlamına gelir. bu bağlamda yeni türkiye’nin eski türkiye’den farkı ne olacaktır? Onlar (işlerini yaparak demek istiyo) söyleyecekleri sözleri söylerler, ileride siyaset de yapmak isterlerse siyaset de yaparlar.” lisedeyken aynı lafı annem de bana söylüyodu.

nejat “ ‘sanat toplum içindir’ci budalalardan değilim!” diyo. sonrasında halka sırtını dönmemekten bahsediyo. diyo ki Bunu direkt halka dönük olmalı anlamında söylemiyorum ama en azından sırtı dönük olmamalı… …asla sırtı dönük olmamalı. Asla ve asla…” bu sözleri okurken insanın ister istemez ‘halka’ bi sırtını bi yüzünü dönesi geliyo. ha! belki de en doğrusu halka yan dönmek! neyse!

söz dönüp dolaşıp geçen yıl ihlas haber ajansı’nın hedef gösterdiği ‘çirkin’ adlı oyuna geliyo. nejat, “ödenekli tiyatroda eğer ensesti öven, -ki o oyun nedir, onun içeriğini bilmiyorum, eğer tamda bu noktada böyle bir şey yapılıyorsa bu çok önemli bir şeydir. Ve burada da söylenecek hiçbir şey yoktur. Yangında kurtarılacak çok az şey kalmış demektir sistem adına.” diye başlayıp “Herkesi elini vicdanına koyup, ahlaklı olmaya davet ediyorum.” diye bitiriyo. nejat da acaba ahlakın dayatmayla, zorla elde edilen yönetsel bir araç değil, insanın kendi kendini terbiye etmesiyle edindiği iradi bir şey olduğunu bize unutturmaya mı çalışıyo?

nejat, “Sanatı toplumun ayağına getirmek ama ayağına düşürmemek lazım.” derken örtülü olarak iktidarın sürekli yinelediği “toplumsal hassasiyetler”i ima ediyo belli ki. toplumun gerçeklerini, en mühimi, meşruiyet kazanan sosyal suçlar hakkında tartışmayı, düşünmeyi, estetik yaklaşımları örtmek için çok çok kullanışlı toplumsal hassasiyet kılıfını bir de nejat’ın ağzından, bu şekilde işitmiş oluyoruz sanki.

kaldı ki toplumsal hadiseleri, olağanlaşmış, tartışmaya kapalı zorlanmış ahlaki değerlerle perdeleyip, perdenin ardındaki ahlaksızlıkları, çarpıklıkları görmeye çalışmayı sırtını halka dönmek, “elitistleşmek”, “egosu yüksek olmak”, “komplekslilik” ile yaftalamak yakışıklı bi retorik mi?

nejat ders veriyo, “Gelişime açık, tekniği ilkel ve son derece iyi bir sanat dalıdır (tiyatro). Ama bu kadardır yani. Büyük büyük şeyler atfetmek, en ufak şeyde Cumhuriyet’in temel ilkeleri yıkılıyor demek yanlış şeyler. Kimse tiyatronun omzunda yükselmesin. Son söyleyeceğim budur.” yaygın, çok bilindik yapısal özellikleriyle tiyatro ortaya ilk çıktığı zaman toplumun kürsüsü, televizyonu, radyosu, sineması, interneti, medyasıydı. okkadar büyük bir şeydi yani. tiyatroyla efendilere kibirli olmamak öğretilir, demokrasi dersi verilir, toplumsal uyumu bozan muktedirler hicvedilirdi. toplumsal dönüşümlerle beraber tiyatro mahiyet değiştirdi elbette. tarihin ilerici çığırlarında efendilere ders vermeye, toplumu uyandırmaya devam etti gene. gerici, katılaşmış, karanlık dönemlerde ise zorla efendilerin buyruğuna sokuldu. evet kabaca bunları da eklersek tiyatro tiyatrodur.

nejat devlet büyüklerini örnek alıp sayısal değerlerle konuşuyo, “Tiyatro metni konusunda Türk yazarlar yeteri kadar özendirilmemiştir. Ama Türk oyuncuların tiyatro metni konusunda sıkıntısı olduğunu zannetmiyorum. 1990 yılı itibariyle dünyada 4 milyar oyun vardı, şimdi en azından 5 milyar oyun vardır.” peki bu 5 milyar oyun içerisinde 2. 500 yıl evvel yazılmış medea veya oidipus üçlemesi kadar cesaretli kaç oyun vardır? fuenteovejuna, danton’un ölümü, faust, martı, cadı kazanı, keşanlı ali destanı, canlı maymun lokantası gibi toplumu tartışmaya sokan kaç oyun vardır? tiyatro sanatı tragedyalar çağı, rönesans, doğaçlama halk tiyatroları, doğalcılık, gerçekçilik, toplumsal gerçekçilik, sürrealizm, absurd tiyatro vb. serüvenlerden geçe geçe bugüne gelmişken, şimdi içinde bulunduğumuz serüven nedir? bunları konuşmamalıyız di mi? zira konuşursak işin içine sosyopolitik, ekonomipolitik çözümleme ihtiyaçları da girecektir. biz “vay be!” dışında zihnimizde hiçbir iz bırakmayan sayılardan konuşalım, di mi?

nejat derse devam ediyo, “Sanatla ilgili ‘sanat başkaldırıdır’ derler. Niye sanat başkaldırsın, sen kendin kaldır başını. Niye sanatın omzunda yükseliyorsunuz. Başka bir şey yap, mesela edebiyat yap, roman yaz; isteyen alır. Tiyatro başka bir şey.” dilim varmıyo söylemeye ama tiyatro etlüye sütlüye dokunmayan, seyircilere hoşça vakit geçirten bir sosyal faaliyet diyecek de başka türlü söylüyo. “Zamanında piscator tiyatrosu, politik tiyatro vardı. Brecht vardı, dünyanın en önemli epik tiyatro oyunlarını yazdı ama onun var ettiği tiyatro şu anda Berliner Ensemble’de bir komedi oynuyor. Bunlar geçti bitti. İnsanlara apolitik bir gelecek önermiyorum, politize olabilirler. Ama sanat saf bir şeydir. Asla içine bir şey atılmamalı.” bu kadarına da pes! nasıl hayattaki sessizce silinip giden tüm eylemlerimiz, durumlarımız politik ise, sahneye kazınan eylemlerimiz, durumlarımız, seyirciyle karşı karşıya geldiği hatta matbu konumuyla deşifre edildiği ölçüde, gündelik eylemlerimizden kat be kat fazla politiktir. o yüzdendir zaten kopan kızılca kıyamet. izlerçevresi gün be gün artan alternatif toplulukları seyretmiyo, ödenekli tiyatrocular olarak kendinizi tiyatro sanatının tek cazibe merkezi olarak görüyo iseniz bilemezsiniz: politik v epik (diyalektik) tiyatro estetiği, dünyanın her yerinde seyircilerle buluşmaya devam ediyo. zira dünya toplumları, sosyal hakları v özgürlükleri uğruna neo-liberal politikalarla mücadele ediyo. “sovyetler bitti, komünizm gitti!” yaftasıyla süren toplumlara yönelik psikolojik harbin diliyle konuşan her kim ise de bu artık kolayca anlaşılıyo.

son olarak (diğer manipülasyonlara tepki vermeyi ar sayarak) nejat devletin sanata liyakat v performans ölçütlerine bağlı olarak maddi destek vermesi gerektiğini savunuyo. attırıyorum, ödenekli kurumlara ait sahnelerin her biri özerk olmalı. repertuarından PR’ına; istihdamından eğitimine her özerk sahne kendi sorumlu olmalı. ödeneksiz tiyatroları da subvanse için her yıl seçimle değişen, bir kurul yetkili kılınmalı. tabi seçim için ödeneksiz tiyatroların toplanabileceği, oylama yapabileceği bir sivil toplum kurumu oluşturulmalı. ah! olmaz di mi? çok demokratik oluyo böyle. temsili demokrasiye zeval geliyo. ayrıca denetimi de çok sıkınıtılı. hem de toplumsal hassasiyetlere aykırı. bi kere ananevi deyil! neyse!

suhuletle devam edelim.

dönelim liyakat v performans mevzuuna: öncelikle sanatçıyı muhattap almayan, sanatçının her itirazını, değerlendirmesini ideolojik davranmakla, haddini aşmakla, kışkırtıcılıkla, elitistlikle damgalayan bir yönetime nasıl güvenilecek? hangi merci, kimin neye layık olduğunu belirliycek? sanatçının performansı hangi cetvelle ölçülecek? bunun için geliştirilmiş bir algoritma mı var? sonuçta neo-liberal siyasetin ürünü muhafazkâr neo-türkiye’de karar mekanizmaları yine eskisi gibi tepedekilerin hizmetine sunulduğunda, daha önce v şimdi bulamadığımız itiraz kürsüsünü, oy hakkını o zaman nerden bulacağız? yani sanatçının iradesi olmaksızın, yönetime katılmaksızın, yani siyaset yapmaksızın sanat yapabilmesi, üretim veya yaratım araçlarını şekillendirebilmesi gerçekten mümkün mü a canım? ha! TÜSAK denen olgunun ingiliz modeli’yle ilgisi olmadığını da eklemeden geçmeyelim.

velhasıl! tartışma zemini olmadan, uzlaşma zemini olamaz. kibirli, hazımsız, tahammülsüz, zıt fikirlere kapalı bir ideolji ile yaşamak her gün biraz daha zorlaşıyo. v tabi susmak da!

nejat’a, konservatuar önünde yaptığımız ayak üstü sohbetler hatrına, bol tartışmalı v ağzından çıkan her bir lafa karşı şüphe duymasını sağlayacak görev süresi dilerim.

*: parantez içleri, konuşmanın bağlamını hatırlatmak üzere, benim eklememdir.

ayrıca bakınız: dunning kruger etkisi

Reklamlar

2 Yanıt to “nejat, devlet tiyatroları genel müdürü olmuş.”

  1. Nimet Olcar Says:

    Yazıyı okuyunca Picasso’nun şu sözü geldi aklıma; “Bir sanatçının ne olduğunu sanıyorsunuz? Yeryüzünde olup biten yürekler acısı, heyecanlı veya zevkli şeylerin bilincinde olan ve kendini tamamen onların yansımasında şekillendiren bir politik varlıktır. Resim, evleri dekore etmek için yapılmaz. O bir savaş aracıdır.”

  2. cüneyt uzunlar Says:

    nejat, söyleşide modernizme de sataşıyo. sataştığı şey budur işte. alıntı için sağol nimet.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: