Erguvan Ağacı

27 Mayıs 2015

Sokağın başındaki çiçeklenmiş erguvana sırtını yaslamış genç adam, parmaklarını öylesine ağacın gövdesine değdirdi.

Adamla çocuk karşı kaldırımdaki genç adamı görmemiş gibi yaparak, buna karşılık, erguvan ağacına çaktırmadan bakarak ilerlediler. Genç adam, sağ eli ağacın gövdesinde, öyle, geride kaldı. Adamla çocuk yürürlerken çocuk,

– Baba birlikte gökyüzüne bakalım mı? dedi.

Bu sefer karşı kaldırımda iki yaşlı adam birbirlerine bakmadan,

– Günaydın! diyerek selamlaştılar. Durmadan yollarına devam ettiler. Bakışları diri, sırtları kambur.

– Nerden geldi aklına “Birlikte gökyüzüne bakalım mı?” demek. Bir masal kitabından, bir filimden mi aklında kaldı?

– Hayır! Bilmem! dedi çocuk.

Ergenlik çağında pek genç bir oğlan,  niye öyle yaptığını bilmeden hanımelilere yanağını sürttü. İnce bedenini daha da inceltti, bahçe duvarıyla çocuk arasına sıkışarak, yanlarından geçti adamla çocuğun.

Adamla çocuk kaldırımın ortasındaki elektirik direğine geldiklerinde ellerini bıraktılar, direği geçtikten sonra tekrar el ele tutuştular.

Şimdi de karşı kaldırımda bir sokak köpeği, sokağa bırakılmış su dolu bir kaptan su içereken,  yaklaşmakta olan sahipli bir köpek ona çılgınca havlayıp hırlayarak göz dağı verdi. Çocuk irkildi. Hırlamak, havlamak isteği kapladı içini. Vazgeçti.

Bir başka apartmanın bahçe kapısının ardında iki yaşlı kadın göz göze bakarak birbirlerine yemek tarifi veriyordu. Çocuk yaşlı kadınlara gülümsedi. Onlarda çocuğa gülümsedi. Adam, çocukla kadınlar arasındaki gülümsemeye gülümsedi.

Sonraki apartmanın bahçe duvarındaki kediyle çocuk bakıştılar. Çocuk ürkerek gözlerini kaçırdı. Kedi umursamadı. Esnedi, yalandı.

Sokağın başına geldikleri an bir genç kadın çıktı karşılarına. Adam genç kadına yol vermek için çocuğuna yaklaşarak kaldırımın cadde tarafında yol açtı. Genç kadın aynı anda çocuk tarafına hamle yaptı. Adam durumu düzeltmek için bu sefer de diğer tarafta yol açtı. Genç kadınsa aynı anda adamın tarafındaki açılan yola hamle yaptı. Üç dört kere böyle bocaladılar. Genç kadın sonunda, çocuğun tarafından tuhaf bir mahcubiyetle geçti gitti.

Genç kadın ileriye bakarak, ama ilerdeki hiçbir şeye odaklanmadan yürüyordu. Sanki önünde ufkunu sınırlayan bir şey yokmuş gibi sonsuza bakarak ilerliyordu. Bir toz bulutunun içinden geçer gibi sahipli köpeğin kopardığı yaygaranın içinden geçti. Kalbi hızlandı. Kalbi hızlandıkça ayakları yavaşladı. Ayakları yavaşladıkça kalbi hızlandı. Duvardaki kedi genç kadını umursamadı. Yaşlı kadınlar da. Elektirik direğine gelince durdu. Soluklandı. Düşünmemeye çalıştı. Neyi düşünmemeye çalıştığını da düşünmemeye çalıştı. Kulaklarının arkasına kadar kızardı. Devam etti. Az önceki ergen oğlan, bu sefer sol yanağını hanımelilere sürterek v yine neden sürttüğünü bilmeden ters yöne yürüyordu. Omuzu değdi genç kadına geçerken. Anlam vermediği bir hisle durakladı. Sonra devam etti.

Genç kadın yolun öbür ucuna geldi. Erguvan ağacının altında, sırtını ağaca yaslamış, eliyle ağacın gövdesine dokunan genç adama baktı. Karşıya geçti.

– Merhaba Zeynel.

– Merhaba Canan.

Canan, gözlerini kaçırdı.

– Kaçırma gözlerini.

– Niye?

– İşte.

Canan, her zamanki gibi, kendini zorlayarak baktı Zeynel’in gözlerine. Gözleri üşümüş gibi titredi. Islandı. Yine kaçırmak istedi bakışlarını. Tuttu kendini. İnat etti. Bu sefer kaçırmadı.

El ele tutuşup yürürlerken bu kadar çekinmiyordu; hatta hiç çekinmiyordu. Ama göz göze bakınca…

– Göz göze bakmak başkadır, dedi oğlan. Göz, göze bakmaz aslında. Göz göze değer. Nazar değdi, derler ya! Onun gibi.

– Ukala! dedi Canan.

– Kaçırma gözlerini! Bakmaya devam et lütfen! Sen de ukalalaş! Çünkü ukalanın biri olduğum için gözlerinin içine bakabiliyorum ben! dedi Zeynel.

Canan içinden konuştu,

– Sarılmak hatta öpüşmek bu kadar zor değil. Bu! Bu çok zor. Bir yandan çok güzel. Çok çok güzel hem de. Öylesine güzel sarsıyor, sarhoş ediyor ki beni, alışırım gibi geliyor. Öyle alışırım ki bir daha vaz geçemem gibi  geliyor.

Çılgın fikirlere sahip olduğuna inanan genç adam gözlerini ayırmadan bakmaya devam ederken, üst üste kaç kere genç kadına sarılmak istedi. Sarılıp öpmek istedi. Ama tuttu kendini. Tuttu çünkü, Canan’ı sarılıp öpmenin, bu kadar muhteşem bir haz veremiyeceğine emindi. Hatta sarılınıp öpüşülünce her şey bitecek gibi geliyordu. Gülümseyerek,

– Bir yerde okudum. Yalandır belki. Aşıklar birbirlerine böyle bakınca, bir süre sonra kalpleri eşit çarpıyormuş. Bilemem!

– Bilemem, sözü çok yakıştı sana, dedi Canan.

– Yine de şunu çok iyi biliyorum. Gözü korkutan başka bir göze bakmak değil. Aynı zamanda o gözün de sana bakıyor olması. El ele tutuşmak öyle mi ya? El elin içinde kaybolup gitmeyi, nerden biliyorsa, iyi biliyor. Bence, yani demek istiyorum ki gerçek ilişki, göz gözün içinde kaybolduğunda kuruluyor.

Genç kadının şakağında o meşhur mavi damar belirdi,

– Kapa çeneni salak!

Genç adam ukalaca gülümsedi,

– Niye ki ne?

– Sen böyle konuşmaya devam edersen göz gözün içinde kaybolup gitmez. Böyle konuşunca, bir göz ancak ötekinin canını yakar!

Genç kadının şakağındaki damar kayboldu.

Adamla çocuk okulun kapısında durdular. Adam,

– Rüzgâr!

– Efendim baba?

– Gökyüzüne birlikte bakalım mı?

Adamla çocuk gökyüzüne baktılar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: