Bir Durum mu Vardı?

03 Temmuz 2015

Toprağa basıyorsun, ufka bakıyorsun; güneş tozda, otlarda, esintide farklı bir ısı yayıyor. Bir kara sinek vızıltısı sessizliğe benzeyen seslerin önüne geçiyor. Ufukta uzanan hafif engebeli düzlükte leke gibi tarlalar, çiftlikler, inekler, köpekler var. İnsanlar ağaçların, sundurmaların altında öyle görünmüyorlar ki yok gibiler. Aniden cırcır böcekleri  kanatlarını birbirine sürtmeye başlıyor. Dilinde pütürlü bir tat. Kekik kokusu mu bu? Yüz metre arkada deniz. Duyuyorsun. Dilindeki tuhaf tat yatışıyor. Güneşin suda nasıl yumuşadığını, ılıklaştığını biliyorsun. Dizin seyiriyor. Mısır tarlasında bir karga gaklıyor. Uzaktan belli belirsiz seçilen korkuluğun samandan saçları uçuşuyor. Az önce nemlenen teninin kuruduğunu hissediyorsun. Burnunda toprak, sararmış ot, tezek kokusu şimdi. Bu sararmış otlar böyle kuruyunca nasıl hep aynı kokuyor? Gözlerini kapatıyor, açıyorsun. Gözlerini daha uzun kapalı tutmak istiyorsun. Gözlerinin açık veya kapalı olması fark etmiyor gibi geliyor. O kadar içindesin ki görmesen bile dışında kalamazsın. Öyle. Dışında kalamazsın. Bir martı geçiyor başının üstünden. Çiftliklere uçuyor. İçinde bir lacivert köpürüyor. Çünkü biliyorsun: bir perde ayaklı daha çöplük karıştırmaya gidiyor yahut gaste kağıdında servis edilen yoğurtlu makarna artığını yemeğe. Bu konuyu fazla kurcalamaktan kaçınıyorsun. Kaçınışını fark etmekten de kaçınıyorsun. Şu an bulunduğun yeri kaybetmek istemiyorsun çünkü. Serçeler cirkliyor, sol omuzun üzerinden bakınca, az ötedeki üzümsüz asma sırıklarının arasında. Aklına geliyor, şarap fabrikasının kapısına kilit vurulduğu. Beyaz bir kelebek geçiyor önünden. Zihnini kurtarıyor. Zihnin kelebekle birlikte tuhaf zikzaklar çiziyor. Teninin yandığını hissediyorsun. Sanki bir iyi bir kötü hissin çarpışmasından doğan bir yanma. Yanma güneşten mi düşünmenden mi ayırd edemiyorsun? Deniz çekiyor. Sağ çaprazındaki zeytin ağaçlarının ordan bir saksağan havalanıyor. Önce ağaçların yaylanan dallarını, kıpraşan yapraklarını, sonra saksağını görüyorsun. Sonra gökyüzünü. Gökyüzünde bir tek bulut yok. Sarı, mavi; sanırım beyaza kesen soluk bir mavi. Dudaklarındaki kuruluğu, çatlakları fark ediyorsun. Bu âna kadar içine tek tek dolan her şey, şimdi bir bütün olarak, hep birlikte dışında kalıyor. Bu ‘her şey’i bir anda içine çekiyorsun. Bütün yanılsamalarıyla, tüm eksikleriyle birlikte. Nasıl beceriyorsa zihnin eksikleri tamamlıyor. Ama sen yanılsamalı, eksik olanı seviyorsun. Üç boyutlu, renkli, kokulu, lezzetli hayâlleri, resimleri, kelimeleri seviyorsun sen. Yok! Onlar aracılığıyla biriktirdiğin, birbiriyle ilişkilendirip, birbirine dönüştürdüğün hisleri seviyorsun.  Yaşam! Yaşamın bu. Düşünmeden düşünen bir yaşam. Şimdiki gibi. Ailenden, işinden, okulundan, mahallenden, arkadaşlarından sıyrılıp geldiğin burdaki yaşam. Bire bir, tek tek v bir bütün olarak alıp bir derin hisse dönüştürdüğün yaşam. Tenin kavruluyor. Dizindeki seyirme harekete dönüşüyor. Görüdüklerine sırtını dönüp martıların geldiği yöne yürüyorsun. Perdeleri parmaksız, kanatsız  bir yaratık olarak. Denize atlıyorsun. Lacivert köpürüyor. Dibe dalıyorsun. Rahme… Hepsi hayâl.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: