Lümpenleşsek mi az!

25 Temmuz 2015

Buralarda çocukluğumuzdan ilk gençliğimize ikili bir yaşantımız oluyor bizlerin. Bedenimizin temel ihtiyaçlarına düşman; soyut, yaşamayan, sehpalarımızdaki plastik çiçeklerimiz kadar zorlama değerlere köle edildiğimizden herhalde. Bedenlerimiz, hareketlerimiz korkak, biçimsiz; değerlerimiz sığ, samimiyetsiz, göstermelik oluyor hep.

İpsiz sapsız, keş, alkolik diye dışladığımız, “Onlar lümpen! Bulaşma!” dediklerimiz ikili yaşantımızdaki bedenimizi temsil ediyorlar bir bakıma; aydın diye yücelttiğimiz kahvehane ukalalarıysa tuhaf biçimde yaşantısız, ölü yanımızı.

Gelecek güzel günlere inanan bizler idealize ettiğimiz ‘aydınlar’ gibi olmak istiyoruz. Ama hep bir eksik var ki o nedir bilemiyoruz. Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor.

Gelecek güzel günlere inanan, güzel bir arkadaşın A ya da B sınıfı arabası kendi dertleri içinde o kadar boğulmuş, o kadar hassas ki, “Şimdi o yollar çukurludur. Bir çukura girsem araba şey olcak, sonra git sanayiye… Hem yarın havuza da gitmem gerekiyor… Offf!” diye düşünürken, lümpen dediğin adam toplama arabasıyla, hars! diye geliyor, seni evine kadar bırakıyor; eve girmeni, dairenin ışığını yakmanı bekliyor; sonra lümpence havalı kornaya basarak, egzosu öttürerek voltasını alıyor.

Kahvehane ukalaları bir kavga oldu mu uzaktan bakıyor, lümpen düşünmeden dalıyor mevzuya. Kana ihtiyaç oldu mu lümpen şıp! diye hastane kapısında, beriki düşünüyor, ölçüyor, biçiyor hâlâ. Evet, yoksulken paylaşmak kolay, varsılken paylaşmak zordur. Varsıllar, biraz varsıllaşanlar paylaşmaz oluyorlar. Bu da doğrudur.

Ama diyorum ki “O lümpendir!” deme. Hele bir git yanına. Öğrenecek şeylerin var. Yahut unuttuğun bir yanını hatırlaman var. Yani bedenine dönüp bir bakman var. Zaten onun yanına gidebilecek güçte v kararlılıktaysan, onun sana doğru çekilip yığınından kopması var. Cesaret var. Aramıza ağ gibi örülecek barış var. Ayrışarak bütünleşme, bütünleşerek ayrışma var. La oğlum! Yakınlaşma iyidir, korkma. Ki sen mahallendeki esnafa selam vermeyen adamsın. Kahvehaneyi bırak, kaldırımları, bahçe duvarlarını, bankları dene biraz.

“Ama efendim! Lümpen var lümpençük var; entelektüel var entel var! Şimdi siz hangisinden bahsediyorsunuz?”

Bu muhabbetin muradını anladıysanız zaten hangisinden bahsettiğimi anlamışınızdır. Ezcümle, bu laklak, tek tabanca kalma yahut tek tabancayken bile kalabalık ol, çabuk olma yavaş gel, çok ol bâbında.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: