Örnek Orta Sınıf

13 Eylül 2015

Mum ışıkları altında bir teras partisi, bahçede japon fenerleriyle bir akşam yemeği, amerikan barlı geniş salonda apliklerin duvardan yansıyan yanar döner ışıkları arasında new age bir gece ya da deniz kenarında, asortik bir kır kahvesinde aileler arası bir toplanmadır belki. Ya da daha mutevazı mekanlar hayal edilebilir.

Efendim bizim kız da liseyi şurda bitirdi; lisansı falanca, yüksek-lisansı filanca ülkesinde okudu; şimdi de o muhteşem kartelin, bu güzide firmasında genel müdür yardımcısı pozisyonunda işe başladı, bir iki yıla CEO olur diyorlar. Dinleyenler düğmelerine basılmış gibi çok güzel, çok çok güzel, aman maşallah, aman pek de güzel, bahtı açık olsun vs. derken bir yandan da ev sahibinin kızıyla gurur duyan, kendinden geçen, sevinçten kalp krizi geçiren grotesk ifadeler takınırlar. Gerek iltifatlar gerekse takınılan ifadeler sığdır. Derinlerdeki -hayat yarışında geride kalmaklığıyla, başarı tutkusundaki doyumsuzlukla şımaran- gotik kıskançlık ne kadar bastırılsa da bastıralamaz: Donuk gülümseyişlerden, dudakların ip gibi gerilişinden, boyun v omuzlardaki sertlikten, ellerin öğrenilmiş abartılı bir zerafetle bardağa uzanışından derhal belli olur. Kızını öven, seyircilerin yüzeysel ilgisini, kendi derinlerindeki aynı kıskanç varlıktan tanır pek tabi ki. Yine de gardı düşmeyen gülümseyişler karşılıklı devam eder. Hep birlikte, derinlerdeki Mefisto’yu teşhis edip yüzeye çıkarmadan bastırmak, boğmak icab eder. Zira bu güzel gecenin, bu nâdide toplanmanın, bu önemli sahnenin tadı kaçacaktır; sığdakiler derindeymiş, doğalmış, zaten öyleymiş hissi dağılıp gidecektir. Kızını öven de, ev sahibinin kızını övene yönelen “aman efendim”li övgüler de çöp olacaktır. Ağızdan içeri lezzetli besinler, sinir sistemini gevşetecek sıvılar akıyorken, kıçlar koltuğa/sandalyeye tatlı tatlı yayılmaktayken, her halükarda “show must go on”dur! Öyleyse bir süre daha övünme, övüneni övme işi el değiştirerek, pinpon maçı hızında öylece sürer gider. Filancanın çocuğu, falancanın gençliğ, berikinin yazlığı, öbürünün akrabası aynı övme, övünme sarmalına eklenir. Onlarca, yüzlerce ayrıntıyla soslanıp mevzular zenginleştirilir, çeşitlendirilir. Bu arada övgülere mazhar olan kızcağız yerin dibine geçer belki. Ona dönülüp, utanma kızım, ne var utanılacak, gurur duy kendinle! denir. Kız belki ailesinden ahlaklı biridir v yetiştirilmesinden, bu yapaylıklardan nefret etmektedir. Yine ona dönülüp, merak etme kızım, bunlar da geçer, denilecektir. Sonra belki topluluktan biri sinirleri gevşeten, sınırları aşıran sıvının verdiği cesaretle saldırganlaşır, küfürler savurur. O zaman onun için, sinirleri çok yıprandı, çok içti; bakma, aslında çok iyi biridir, denir. Gel gör, nadirdir böylesi. Ortama dayanamayanlar daha ziyade kusuncaya, mekanı zamanı yitirinceye, yeryüzünden geçici bir süre kayboluncaya kadar içerler. Neyse efenim.

Sonra memleket meseleleri gelir. Siyasi argümanlar, haberler, siyasetçi demeçleri birer birer ortaya konur. Burda da çekilen acılar, “Off!” lar, verilen tepkiler aynı derecede sığdır. Öyle olmak zorundadır. Siyaset siyasetbilimcilere havale edilmiştir ya çünkü. Biz ne bilebilirizdir ki. Oyun içinde oyun vardır. Siyaseti an an izleyemediğimiz, kapalı kapılar ardında olanları göremediğimiz için kimbilir neler oluyordur bizden habersiz. Varolan bilgiler, haberlerse manipülatiftir, provakatiftir vb. Yine de memleket sevgisi, siyaset konuşmayı, bir parça olsun siyasetçi rolü oynamayı tetikler. Ortaya konan fikirler kaynak belirtilmese de belli ki popüler köşe yazarlarına aittir. Gazete manşeti tadında siyasal saptamalar uçuşur ortada. Derinliklerdeki hiçbir şeyi umursamayan, sadece kendi için yaşayan bencilin enselenmemesi için -valiliğin ‘ne gerekiyorsa yapılacak açıklamalarında olduğu gibi- ne gerekiyorsa yapılır. An an avamlaşılır bile. Futbol seyrederken nasılsa öyle. Ha! Galatasaray yendi mi, kaç kaç bitti maç? İddaa oynamıştım da? Neyse! Memleket meselelerine hızla geri dönülür. Elde bilgi, yorum olmayınca son çare nedir? Üzüntüler, kederler yarışır. Zira üzüntünün, kederin görünürlüğü dünyanın ne kadar umursandığının kanıtıdır. Herkes acısının ne kadar sahici olduğunu göstermek adına kendini paralar. Bu topa girmeyenler ise genellikle diğerlerinden iki satır daha fazla okumuş olduklarına inanmış olanlardır. Büyük bir olgunluk, ciddiyetle dünyanın toplu durumunu analize girişirler.

Yüksek maaş v statüleriyle, standart eğitimin dışındaki eğitimleriyle kendilerinin de birer işçi olduğunu unutan; Amerikan filimlerindeki moderen kahramanların jest/mimikleriyle, giyim/kuşamlarıyla pozlanan; zavallı proleterlere/ırgatlara acıyan ama lümpen proleteryadan tiksinen v geniş yığınların cahil, gerizekalı olduğu önkabulünden geri adım atmayan; ülkenin bölünmesine karşı tek yumruk olan; durum zorlaştığında yardım organizsayonları, kermesler, balolar, masum mitingler tertip eden; sosyal medyaya, balkonlara bayrak asmada birbiriyle yarışan bu tertemiz, pir-ü pak insanlar yani orta, üst-orta, alt-orta sınıf üyeleri, ideal yaşam tarzına sahip örnek vatandaşlar olarak iktidarların en pek koruyucularıdır. Onlar üst-yapı kurumlarının yağ gibi tıkır tıkır işleyişini sağlarken gözlerimizi kamaştıran aydınlarımızdır. Onlarla ne kadar gurur duysak azdır.

Herkes onlar gibi yapmaya/olmaya çalışmalıdır. Onlar resmi haber spikerlerinin diksiyonuyla konuşur, dizi oyuncuları gibi tane tane (ne demekse yazan da anlamadı) davranırlar. Onlar birbirlerine duydukları kıskançlığı, haseti nasıl bastırıyorlarsa herkes de öyle bastırmalıdır. Çünkü bir zaman gelecek, -daha önce de gelmişti, hatta bir tanesinin içinden şimdi geçmekteyiz- o bastırılan hisler mantıklı, haklı hale getirilerek yüzeye çıkarılacak, otoritenin bekası için bekaretleri bozulacaktır. Yüzeye çıkanlar top tüfekten daha değerlidir. Onlar savaşın haklı sebeplerinin üstüne oturtulmuş güdülerdir. Otorite için, örnek vatandaşların v örnek vatandaşlardan nefret eden aynı zamanda onlara imrenenen geniş yığınların bastırılmış hisleri değerlidir. Otorite o hislere açığa çıktıklarında haklılık duyma yolu gösterecektir. O hislerle dolmuş bedenlerin yönelmesi gereken nefret nesnesinin ne olduğunu yine otorite bu sefer en gür sesiyle söyleyecektir.

Bastırılmış hisler kendilerini inşa edeni de, kriz zamanlarında açığa çıkarkenki yönlendiricilerini de göremezler. Zannederler ki ben kendi isteğimle, kendi hür irademle böyle davranıyorum. Maalesef! İrade daha yolun başındayken başarı tutkusuna, kaybetme endişesine teslim edilmiş v kıskançlık, haset, kin, kibirle tahkim edilmiştir.

https://acikkoyu.wordpress.com/2015/09/13/merkez-odak-ornek-orta-sinif/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: