Macbeth Tragedyası’nın İçinden

11 Ekim 2015

Image007

“Gelin cinlerim, kana susamış cinlerim!
Gelin, alın benden kadınlığımı;
Katılaştırın, taşlaştırın beni tepeden tırnağa.
Öyle koyulaştırın ki kanımı,
Merhamet sızamaz olsun içinden.”

Cuma günü Cemre’yle Lady Macbeth’in bu dizeleri üzerine konuştuk. Cemre dört simge seçti: Koltuk davulu, bebek kundağı, şarap şişesi, kırmızı abiye.

Cinleri çağırmak için davulu kullandı. Fakat davula vurarak değil, tırnaklarını sürterek ses çıkardı. Cinler Lady Macbeth’i kadınlığından kurtardıktan sonra Cemre, kundaktaki bebeği şarap şişesinden dökülmüş gibi duran kırmızı abiye’nin içine yatırdı ve binbir tereddüdün ardından bebeği sarıp boğdu.

Oynamaya başlamadan önce, dizelerin ardında neleri sakladığını konuştuk. Lady Macbeth’in iktidarı ele geçirmek uğruna -kocasıyla birlikte kendisini şereflendiren- Kral Duncan’ı öldürebilmek için bütünüyle duygusuzlaşmaya ihtiyacı olduğunu, böylesi planlı bir cinayet için bıçak kadar soğuk olmanın kaçınılmazlığı üzerinde durduk. Biz gündelik nafakasını çıkarmak, öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak için varolanlara son derece uzak bu planlı öldürme meselesinin ruhsal güdülenmesinin nasıl bir süreçte ortaya çıkabileceği üzerine sohbet ederek simgelere ulaştık.

Simgeler ve imgeler, gerçekliğin ötesine geçmek için değil gerçeklikle aramıza mesafe koyarak gerçekliğin dibine inmek; ruhumuzu ve bizi seyreden ruhları terbiye etmek için. Öğrenme, kaçınma, kendimizi kollama, hayatı koruma adına canavarca hisleri tanımak için.

Evet bu çaba bize haz veriyor. Seyredene de haz veriyor. Söylemeden söylemek, göstermeden göstermek, saklayarak ifşa etmek haz nedeni. Gerçeği dolayımsız, çıplak görmek/göstermek istemiyoruz. Çünkü bu şekilde haz vermiyor. Çünkü öğretmiyor. Çünkü kendi başına bulmaya, bulduğunu korumaya yönlendirmiyor. Tahrik ediyor, öfkelendiriyor, nefretle dolduruyor ve öldürmek için gerekçe yaratıyor.

Biz öldürmek için değil yaşatmak için varız. Çünkü böylesine mecburuz. Çünkü iktidarın karmaşık ilişkileriyle bir işimiz yok. Kendi hâlimize bırakılmak, içimize inmek, içimize inerek dışımızdakilere ulaşmak istiyoruz.

Biz -Macbeth tragedyası gibi bir ülkenin içinde yaşayanlar- atölyemizde Lady Macbeth çalıştık Cuma günü. Ertesi gün ise, dolayımsız, çırılçıplak, yüreklerimizin taşıyamayacağı kadar büyük bir katliamın daha tanığı olduk.

Şu an ülkemiz, tarihsel süreci bakımından Shakespeare’in vahşi Rönesans devrinden de, yeryüzünün ilk demokrasisini yaşayan Antik Yunan’dan da çok geride. Biz şu an, yazılı tarihin başladığı evredeyiz. Sümerler’in zigurratlarına halkının kanını, eti ve sinirlerini harc ettiği evrede. Ama onlardan daha şanssızız. Çünkü Sümer Halkı’nın Gılgamış’tan kurtulmak için yalvardıkları -yaratma tanrıçası- Tanrıça Aruru’ları vardı. Bizimse umudumuz yok. Biz simurg’u bile tanımıyoruz. Korkak fareler gibi karanlıklarda dolaşıyoruz. Meydanlar insansız. Duvar diplerinden diplerinden, hızlıca, peynirimize yetişmek üzere, telaş içinde yürüyerek geçiyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: