Mahalle Kültürü Üzerine Bütünsel Bir Öneri

11 Aralık 2015

Durum Nedir?

Eskiden insanlar evlerini, eşyalarını kendi başlarına ve komşularıyla yardımlaşarak yaparlardı, giysilerini gene öyle dikerlerdi, bahçelerini aynı şekilde ekerlerdi biçerlerdi. Akşamları oturup meşk ile muhabbet eder, birbirlerine hikâyeler anlatırlardı… Hem ihtiyaçlarını karşılar, hem yaşamlarını yaratır hem de yaşamlarına ruhlarını katmayı ve birarada olabilmeyi tecrübe ederlerdi. Şimdi, birer toplama kampı olan şehirlerde insanın ruhunu katmayı başaracağı ne var? Ortaya somut olarak koyup, “İşte bu benim!” diyebileceği ne var? Soyut özünü somutlaştırabileceği ne var?  Ve toplu taşıma araçları, meydanlar dışında beraber olmayı tecrübe edeceği yerler nerede?

İşte tiyatrolar, opera binaları, müzikholler, performans mekanları, galeriler, müzeler, kütüphaneler, kitap evleri…  İyi de buralardaki işler/yaratılar onun elinden çıkma değil ki. O sadece ruhunu yaptığı işe katabilen kişilerin mahçup, ürkek seyircisi. Cebinde satın aldığı biletleri, alkışlamak yahut tebrik etmek için uzanan elleri var sadece. Saygıyla gülümsereken kızaran yüzü var bir de. O nasıl yaşama ruhunu katacak? Çevresine bakınıyor. Kendine benzeyen bir yığın insan sanat tüketmeye gelmişler. Peki sanat yapmak isteseler? O olmaz! Niye? Sanat imtiyazlı (doğuştan yetenekli, aileden yetenekli vb.) olanların işi. Onuncu Yıl Marşı, dördüncü kıta, ikinci dize: “İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.” Hişşşşt! Karıştırma onu. Orası karışık. Neden? Aradığınız numara cevap vermiyor.

Ne Yapmalı?

1999 Depremi, 2013 Gezi -olumsuz taraflarından çok olumlu yanlarıyla- halkın dayanışma, beraberlik ihtiyacının somut tezahürleriydi. Depremde hastaneler kan stoklarımız dolu diyerek gelenleri geri çeviriyordu. Kan vermede bu kadar yarışıldığını daha önce görmüş müydük? Deprem enkazlarında sivil, asker, doktor dişiyle tırnağıyla çalışıyor, marketler gönüllülere bedava yiyecek içecek dağıtıyor, vatandaşlar tanımadıkları gönüllüleri evlerinde konuk ediyorlardı. Cumhuriyet’in ilk yılları dışında yine daha önce böyle bir beraberliği tatmış mıydık?

Gezi Parkı ve diğer park forumları, ‘kayıtsız şartsız’ sahip oldukları iradeyi kullanırken aynı zamanda o güne dek tecrübe edilmemiş bir sanat/kültür faaliyetini yürütmüyorlar mıydı? Gene müthiş bir dayanışmayla sürmüyor muydu her şey?

Bu iki olay bize çıkaracağımız dersler ve önümüze koyacağımız hedefler verdi.

Artık rollerin yavaş yavaş değişmesi gerekiyor gibi. Halkın kültür alımlayıcısı konumundan kültür yaratıcısı konumuna evrilmesi gündemimize almalıyız sanki. Büyük siyasi, kültürel yıkımdan önce son çıkış yine sanki bu.

Nasıl Yapmalı?

Mahallelerde bulabildiğimiz mekanlar kiralayalım yahut inşa edelim. Mahallelerin kültür merkezlerine dönüştüreceğimiz mekanlar. Mahalledeki tiyatrocu, ressam, heykeltraş, müzisyen, edebiyatçılar bu mekanlarda mahalleliyi sanat yapmaya güdüleyecek atölyeler kursunlar.

Bu etkinliğin bir ikonu olsun MS (mahalle sanatı gibi). Bu ikonu gördüğümüz her yerde, mahalledeki kültür merkezinin bir etkinliğiyle karşı karşıya olduğumuzu anlayalım. Yahut tam tersi hiç bir ikon olmasın. Dağınık bir düzen içinde gelişsin tüm faaliyetler.

Ve Mahalle Kültür Merkezleri kendilerinin dışına çıkmak isteyen mekanlar olsun. Kültür merkezleri kendi içine kapalı, kültür yayan değil, mahalleliyi kültürel, sanatsal etkinliklere güdüleyen böylece kütür/sanat faaliyetlerinin tabandan tavana yayılmasını sağlayan yerler olsun. Bunun İç Manifestosu’nu yazalım yahut zaman içinde olgunlaştıralım.

Faaliyet Dizisi:

Konserler, tiyatro gösterileri; kışın sahlep, yazın limonata partileri  vb. faaliyetler mahallenin parklarında, deniz kenarlarında, fundalık alanlarda, kimi apartmanların bahçelerinde, meydanlık alanlarda olsun. Bunlar için resmi izinleri belediye temin etsin. Bu faaliyetleri ise (komşuların rızasını alarak) mahalleli organize etsin.

Uygun sokak aralarında kukla, happening, performans, pandomim, palyaço gösterileri yapılsın.

Sokaklar sanat galerilerine dönüşsün.

Evlerin salonlarında komşular birbirlerine tiyatro gösterileri yapsın, hikâyeler anlatsın.

Mahallenin romancısı bölüm bölüm romanını komşularına tefrika etsin.

Hikâyeci, kuşlama, pullama şeklinde hikâyelerini dağıtsın.

Apartmanların bazı duvarlarına hikâyenin bir kısmı yazılsın. Diğer kısmı filanca sokaktaki, falanca apartmanın sokağında olsun. Yahut bir apartmanın birinci katından sonuncu katına süren tek satırlık bir hikâye merdivenleri çıka ine okunabilsin.

Grafitti sanatı için alanlar, duvarlar olsun.

Çocukların resim yapabileceği duvarlar veya benzerleri bulunsun veya inşa edilsin.

Kültür Merkezlerinde gençler istihdam edilsin. Mahallenin çocukları akşam üzeri, okul çıkışı iki saat yahut bir saat oyun hamuruyla oynasınlar ya da resim çizsinler. Gençler onlara göz kulak olsun.  Çok sıkınıtı olursa bu gençler üniveristelerin ilgili bölümlerinden (eğitim fakültelerinden mesela) istihdam edilsin.

İnşa edeceğimiz mahalle bostanlarında permakültür çalışmaları yapalım. Buradaki ürünleri mahalleli birlikte tüketsin. Fidanlıktan, sebze meyve üretimine ekolojik faaliyetler yapalım.

Sonuç!

İnsanın türüne yabancılaşmasının önüne geçelim. Dostluk, arkadaşlık, komşuluk bağlarını yeniden keşfedelim, güçlendirelim, pekiştirelim. Yarını bugünden kurmayı tecrübe edelim.

Sevgiyle!

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: