Anlamak Mümkün mü?

12 Aralık 2015

Sözlü, yazılı anlatıların kahramanlarını göremeyiz. Görünümleri genellikle bulanıktır. Tanıdığımız, çok yakın ilişkiler geliştirdiğimiz kimselerin, tam karşımızda duranların görünümleri de bulanıktır.

Çünkü karşımızdakini geçmişteki görünümleriyle, yerleşik fikirlerle ve duygu durumlarımıza bağlı manipüle ederek görürüz. Yani aslında karşımızdakini de gör(e)meyiz.

Manipülasyonlarımız karşımızdakinin eylemini niteliklerinden, anlatıdakinin fiilini zarflarından ayıklayarak anlamamıza neden olur. Böylece karşımızdakini de anlatıdakini de kısmen görür/anlar kısmen kaybederiz. Bulanıklık da berraklık da böylece ortaya çıkar.

Karşımızdakini de anlatıdakini de parçalar halinde görürüz. Parçalar halinde görürüz çünkü manipülasyonlarımız bazı parçaları görünemez hâle getirir.

Karşımızdakinin de anlatıdakinin de şimdisini göremeyiz ve şimdiyi kavramak için kişinin geçmiş verilerine ve gelecekteki hedeflerine ihtiyaç duyarız yahut duyduğumuza inanırız. Geçmişin verileri ve hedefler şimdiyi anlamak için bir imkan yarattıkları kadar bir dezenformasyon da yaratırlar. Zira kişi geçmişinin verilerinden, geleceğin hedeflerinden bambaşka, kendisinin dahi hayal edemeyeceği bir durumda olabilir. Bu tümüyle imkansız değildir. Bedenin bir çatlağından sızmış ve/veya uzun süredir uyuklayan bir bilgi uyanabilir. Böylece kişi, güçlü bir etkiyle köklü bir şekilde dönüşebilir. Bu durum nadirdir, demek isteriz. Fakat belki de çok sıktır. Dönüşüm imkanları belki de sürekli bastırılmaktadır. Dönüşüm imkanları belki bizim tam da geçmişi ve geleceği kuracalama alışkanlığımız yüzünden bastırılmaktadır.

Bu bastırımdan kurtulmamızın yahut baskıyı hafifletmemizin tek yolu var: Yargı vermeden, anlatıyı takip etmeye devam etmek; karşımızdakini gözlemlemeyi sürdürmek. Merak, kediyi öldürebilir. İyi bir takipçiyeyse dönüşüm imkanlarının saklandığı canlı haritayı verir.

Her özne dönüşüm imkanlarının yerini gösteren bir haritaya sahiptir. Özne anlatıcı tabiat, rehberi olduğunda haritayı daha hızlı çözebilir. Fakat anlatıcılık takipçilikten farklı değildir. Anlatıcı da anlattığı şeyi tümüyle, mutlak bir bütünlük içinde göremez. O da parça parça görür. Öyleyse bütünlüğü nasıl kuracaktır?

Bütünlüğü sağlayan fikirdir. Olaylar, durumlar, eylemlerle etlenip kemiklenen bir fikir. Sonunda varılacak yer, bir fikirdir. Fikirden korkarız. Yargı, kesinleme, mutlaklaştırma kalıbındaki fikirler yüzünden. Ama fikir sadece bu demek değildir. Açık uçlu, kendini yenilemeye, kendini yeniletmeye müsait fikirler de söz konusu olabilir. Aslında söz konusu olması gereken budur. Aksi halde dönüşüm imkanından nasıl bahsedebiliriz? Aksi halde yolculuğa çıkmanın anlamı nedir?

Konunun karmaşıkığını selamlıyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: