Havlu Atmak ya da Atmamak

21 Şubat 2016

Babam önce kusmaya yiyememeye başladı. Sonra sarardı. Göksel Verim abi’nin yönlendirmesiyle olayın mikrobik mi mekanik mi olduğunu araştırdık. Sonuç mekanik çıktı. Karaciğerdeki safra ağacında, safra akışını engelleyen bir tümör teşhis edildi. O zaman Göksel abi’ye, bu durumu taşıyamayacağımı ima eden şeyler söyledim salya sümük. O da bana bir tek cümle kurdu, “Havlu mu atıyorsun?” Bu cümleyle doğruldum. Kanserle mücadelesinde babama eşlik ettim. Süreç çok ağır seyretti, babamın değişen görünümü dayanılmaz boyutlara ulaştı. O kocca baba figürü yitti yerine zavallı bir adam geldi. Yine de havlu atmadan ölüm anına dek birlikte mücadele ettik. Mücadelenin ölümle sonuçlanması yıkımı ikiye katladı. Üç ay sonra tüberküloz oldum. Ve tüberkülozla mücadele süreci başladı. O süreçte daha önce bir kez daha tüberküloz olup kendi başıma bunu atlattığım da tespit edildi. Neyse. Altı ay sonra iyileştim. Üç yıl boyunca filimlerim çekildi. Bir tekrar söz konusu olmadı.

Bu sabah “Verili, dayatılmış olandan sıyrılarak hissetmek, insanın kendini üretmesidir.” diye bir cümleyle uyandım. Biz televizyon ve internet başındakiler, hem mikrobik hem de mekanik toplumsal bir hastalığın pençesindeyiz. Çoğunluk salya sümük bu yükü taşımaktan kaçınıyor. Hastalığın yaygınlaşmasına, sosyal tablonun görünümünün dayanılmaz boyutlara erişmiş olmasına gözlerini yumuyor. “Ben ne yapabilirim ki!”, “Bu beni aşar!” cümleleri yankılanıyor. Ama bir seçim yapmak gerekli. Havlu mu atılacak, eşlik mi edilecek? Eşlik etmek sadece ve sadece fiziksel varlığını ortaya koyarak olmak zorunda değil. Eşlik hissederek de olabilir. Hatta belki öncelikle hissederek olur. Aksi durum, hissetmemek halinde ise kişi hastalığı değil öncelikle kendini öldürüyordur.

Nefes alıp verirken ne nefes aldığın ne de verdiğin bir an var. Dikkatini oraya verirsen hissedersin. Neyi? Bunun cevabını sözcüklerle veremeyiz. İyi ki de veremeyiz. Sadece şu spekülasyon yapılabilir: Vücudun daha önce hiç tanıklık edilmeyen bir işlevi keşfedilerek, kendilik yeniden üretilmiş olur. Kendilik üretildiğince de toplumsallık ürer. Kendini hissedebilen başkalarını da hisseder. İhtimal ki toplumsal bir hastalığa kayıtsızlık insanın kendine kayıtsızlığı ile aynı şeydir.

Babamla birlikte yaşadığım kanser sürecindeki gel gitlerim ve sonrasındaki çöküşüm dikkate değer. Eğer bir hissediş grafiği olarak okunursa inişli çıkışlı. Yani diyesim şu, “Dur kendimi hissedeyim!” deyince de olmuyor. Bir kenarda dursun işte. Belki lazım olur.

Reklamlar

Bir Yanıt to “Havlu Atmak ya da Atmamak”

  1. Emre Says:

    Hikaye mi gerçek mi onu bilmem ama kanser olan bir hastanız varsa bilin ki onun üzüntüsü karşı tarafı da kanser ediyor tıp dünyası buna çare bulmalı şakayla karışık:))))))))


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: