Niye Hikâyeye İhtiyaç Duyarız?

18 Ekim 2016

Rüzgâr (7) geçen gün, “Ağaçlar resim olsaydı keşke.” dedi. “Niye resim olsunlar ki?” diye sordum. “Bilmiyorum!” dedi. Sanırım gerçeğin dışına çıkmak istiyordu.

Süslü pastalar, pinyatalar, doğum günü şapkaları, renkli şekerler, oyuncaklar, konfetiler, çıtır çıtır yanan maytaplar gerçekliğin dışına çıkma ihtiyacının karşılıkları değil mi?

Arı ve şahin karşısında görme, köpek karşısında koklama, yarasa karşısında işitme gücü  pek zayıf kalan biz insanlar için bu hayat çok yavan.

Ve ödevler, sorumluluklar, yasaklar, duygusal baskılar, düşünsel engeller içinde yaşayan biz insanlar için bu hayat çekilmezdir.

Duyularımızın yetersiz kaldığı dünyayı zihnsel becerilerimizle zenginleştirmek, kendi iç dünyamızı dışarı çıkararak sosyal yaşamın sınırlarını aşmak isteriz.

Rüzgâr “keşke” derken ağaçları kafasında resimlemeye yani kurgulamaya başlamıştı. Amacı ağaçları ortadan kaldırmak değil daha güçlü biçimde kavramaktı.

Bir nesnenin resmini yaptığımızda ancak,  bakarken gör(e)mediğimiz şeyleri görmeye başlarız. Kendimizi ona katarak, onu kendimize katarız. Rüzgâr bunu fark etmişti.

Bir hikâye anlatırken yahut dinlerken de ‘eylem’ ile canlanan zamanı, mekanı, durumu, olayı ve  olay kahramanlarını hareketli resimlerle gösteririz yahut onların hareketli resimlerini seyrederiz.

Gerçeğin içine girmek, ta derinlerine inmek için gerçeğin dışına çıkmak isteriz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: