Bulanık Mesaj

25 Aralık 2016

Varoluşçu psikoterapist Rollo May’in Yaratma Cesareti’ni okuduğumda 19 ya da 20 yaşındaydım. İki önemli mesele kaldı o kitaptan ve o yaşlardan:

May, bir yandan nevrozun yaratmaya etkisini araştırıyor bir yandan ergenlik çağındaki çocukların yaşadığı duygudurum bozukluklarını inceliyordu.

“Neden?” diyordu “Varsıl ailelerin çocuklarında bu kadar çok depresyon görülürken yoksul ailelerin çocuklarında bu kadar az görülüyor?”

Yoksul anne, babadan ayrılmış başka bir adamla evlenmiş; üvey baba çocuğuna sarkıntılık edince anne kıskanıp çocuğu evden kovmuş fakat çocuk nasıl da sağlam kalmış.

Varsıl ailede ayrılık hikâyesi yok ayrıca çocuğun tüm maddi ihtiyaçları karşılanıyor fakat çocuk bunalımda. Nasıl oluyor bu?

Ve bu çetin sorunun cevabını, sorundan uzak olduğu rahat bir anda buluyordu May.

Yoksul çocuğun gördüğü tavır, aldığı mesaj çok berrak. Oysa varsıl çocuğun gördüğü tavır, aldığı mesaj bulanık.

Varsıl çocuk annesiyle babasıyla maddi bir alışveriş içinde, konforu tam fakat onu ruhsal doyuma ulaştıracak ihtiyaçlarına yönelik cevaplar belirsiz, çelişkili.

Varsıl çocuk sevilip sevilmediğini, istenip istenmediğini tam olarak bilemiyor. Yoksul çocuk ise istenmediği, sevilmediği konusunda gayet net bir veriye sahip.

Yoksul çocuk tek başına kaldığını çok iyi biliyor ve buna göre bir tutum alıyor, hayatını şekillendiriyor. Varsıl çocuk ise durumunun ne olduğunu tam kavrayamıyor, yalpalıyor.

Bu kitaptan sevilmek yahut sevilmemekten daha kötü olanın bulanık mesaj olduğu kalmış bende. Şimdi bu rabıtaya toplumsal bir durum olarak baktığımda ortaya çıkan şu:

Siyasi erk ve çoğunluk karşısında hepimiz birer varsıl çocuğuz ve duygudurumumuz bozuk. Sevilip sevilmediğimizi anlamakta güçlük çekiyor, yalpalıyoruz.

Siyasi erk, “Ya Sev Ya Terk Et”derken aslında ya bulanık mesajımıza itaat et ya da itaat et diyor. Bizi çelişik mesajlarına inanmaya, biat etmeye zorluyor.

O zaman ben de kendimi şu şekilde iyileştiriyorum. Siyasi erk beni/bizi sevmiyor. Çok açık. Bundan eminim. Öyleyse hayatımı buna göre şekillendirmeliyim.

Nevrozumu yaratıcılık düzeyine yükseltmeliyim. Yoksa az ötede sinsi bir psikoz duruyor ve beni rehin almayı bekliyor.

Ben/biz sokağa atılmış, sokağın sertliğine, ‘mahalle baskısı’na mecbur bırakılmış çocuklarız. Bundan emin olmalıyız. Ve buna karşı kaçınılmaz bir mücadelemiz olacak.

Bu mücadelenin birinci cüzünde sevgi yazıyor. Kesin, berrak, teredütsüz, geri adım atmayan sevgi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: