Yalıda Sabah

04 Mart 2017

Bugün öncü ilkbahar havasını kaçırmadık. Parkta yayıldık çimenlere. Çocuklar oynarken ilk kez, bir hikâyeyi başından sonuna kadar okuyabildim: Haldun Taner’in Yalıda Sabah’ını.

Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Âli, Tomris Uyar, Haldun Taner gibi hikâyecileri okuyunca sahaflarda rastgeldiğim eski kartpostallara bakmış gibi oluyorum biraz da.  Duyduğum ne nostaji ne de melankoli. Diri bir kavrayışı, ince bir dikkati; gösterişsiz, kendiliğinden bir duyarlığı hissediyorum.

Bir yandan yeni nesil hikâyecileri okuyorum. Şiir yazmak isteyen yazamayan, olay anlatmak isteyen anlatamayan; bir yandan dile kırk takla attırıp öte yandan kendine olmayan derinlikleri vehmederek uzaklara dalıp giden ‘öncü-deneysellikleriyle’ genç yazarları kolaya teşvik ediyor, okuru soğutuyorlar galiba. Ben böyle hissediyorum falanlar, ben böyle algılıyorum yaniler uçuşup duruyor havalarda. Zaten yukarıda ismi geçen hikâyeciler başkalarının algıladığı ve hissettiği gibi yazıyorlardı, di mi.

Olay örmenin, karakter kurmanın, mekan-zaman bağlamına özen göstermenin zorluklarıyla boğuşmadan, edebi marifetler peşinde, yeni bir dil yarattıkları inancıyla hem de kibriyle yazıyor, ödüller alıyor, atölyeler açıyor, panellere katılıyor, imza günleri düzenliyor, akademik kariyer yapıyorlar.  Kimsenin ödülünde, ‘status’unda gözümüz yoktur. Ancak hikâye okumaya aç bir okurum ben, ne yapayım? Bir kıyıda dolaşıp duruyor, yeni hikâyecilerimle karşılaşmayı özlüyorum. Ömrümü bu kıyıda ‘ecnebi’ anlatıcıları, eski yazarları, Çin, Zen hikâyelerini okuyarak geçirmek istemiyorum. Yeni -hem de hikâyeye benzeyen- hikâyeler okuma hakkımı saklı tutuyorum. Ve bu hakkımla tadından yenmez ödülsüz, ünsüz, hiç satan genç yazarlara da rast geliyorum ama azlar. Zorluklarla boğuşmayı çok kişi sevmiyor. Yeninin içinde eskinin birikimi olduğunu da yine çoğu kişi gözardı ediyor.

Meraklısına, Sait Faik için yazdıklarım şurda… Yalıda Sabah’a geleyim. Haldun Taner okumayalı epey oldu. Çehov, Brecht ve Taner hem hikâyeci hem oyun yazarı olarak ayrı bir yerde saklılar. Kendilerine ayrı ayrı hassasiyetim var. Taner’i iyi tanıdığımı zannetmeme  rağmen bayağı bayağı tuzağa düştüm. Sonra da kendime güldüm.

Şöyle: Hikâye çok güzel başladı, her şey tıkır tıkır çalışıyor, aman ne güzel, harika derken içimi karanlık kaplamaya başladı. Hikâyenin anlatıcısı bir ukala ki sorma gitsin. Bağdat Kapı Kethüdası Veliyüddin Paşa Yalısı’nın yerine yapılan apartmanın üçüncü katından Moda-Adalar’dan Sarayburnu’na dek bakıp; martılardan deniz saksağanına, lise talebelerinden kotra gezintisi yapanlara dek her şeyi ve herkesi keskin diliyle acımsızca hicveden, zemmeden, levmeden, her halttan çakan, her şeyi akıllıca çözümleyen, üstelik ikna kabiliyeti de yüksek bir adam.  Düştüğüm yanılsama şu ki bir an bu adamın Haldun Taner olabileceğini düşünerek umutsuzluğa kapıldım. Söylediği pek çok şeyde haklı, tamam ama nasıl olur böyle küstah olabilir? Her şeyi gücüne/etkisine göre nasıl böyle hiyerarşik bir derecelendirmeye tabi tutar? Hatta nasıl kendimden geçtiysem Taner’i bir ara kafamda harcadım. Hikâyenin beşte dördü böyle devam etti. Ben oflayıp puflarken, beşte birlik kısma anlatının nerdeyse sonuna gelince ve adamımız, kendini “aşağıdan yukarı bir perspektifle” görünce, bak sen, keskin diliyle kendini doğramaya başladı. Ardından kıyıya indi ve her şeyi gören, bilen edası silindi gitti. O kibirli, ukala dümbeleği yitti yerine bütüne dahil olmayı beceren, aslında kendinin pek de önemli olmadığının idrakında bir parça geldi ve dedi ki “…Yalın olarak, hiçbir şeyi kuruntulamadan, gösterişe kalkmadan. Herkese, doğanın her yaratığına yaşam hakkı tanıyıp, onların içinde eriyerek, onlardan biri olmakla yetinebilerek…”  Ben de derin bir oh çektim. Hikâyenin teviline henüz olanak buldum :)

Yüksekten bakılınca başka, yerden üstelik kıyıdan bakınca bambaşka olan dünya. ‘Sözcükler Yaşantılar’ yazısındaki gibi işte uzaklaştıkça soyut, kuramsal, sanatlı, edebi marifetlerle donanmış olan yaklaştıkça başka bir deyişle duyulara çarptıkça o soyut, kuramsal, edebi marifetlerle süslü görünümünü nasıl da yitiriveriyor.  Ben nasıl iki farklı kişi oluyorum yukarıda ve kıyıda.

Teşekkürler öncü bahar havası ve eskimeyen hikâyeler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: