devrim

27 Mayıs 2017

aramızda görünen ve görünmeyen duvarlar var. devrim bunları -özellikle görünmeyenleri- “hemen şimdi” ortadan kaldırmamızın sonrasında yavaş yavaş  mümkün olacak.

görünen duvarlar ezen ve ezilenlerin arasındakiler; görünmeyen duvarlar ise ezilenlerin arasındakiler.

ezilenlerin arasındaki duvarlar yıkılmadıkça  ezenlerle ezilenler arasındaki duvarların tek tuğlası bile düşmeyecek.

görünen duvarlar sarsıldıkça görünmeyenler, görünmeyen duvarlar sarsıldıkça görünenler sarsılacak.

ön yargılar, gizli kabuller, dinler, mezhepler, ırkçılık-milliyetçilik, cinsiyetçilik, türcülük, dayatılmış kimlikler ve diğer ayrımcılıklar, görünmeyen duvarlar.

görünmeyen duvarlar çevremizdeki her şeyle aramızda örülü. kabul görülenler dışında bir insanla, hayvanla, bitkiyle veya herhangi bir nesneyle temas etme şansımız yok.

görünmeyen duvarlar kabul görülenler dışındaki şeylerle temas etme isteğimizi, arzumuzu yadsıyor; bizi onlara karşı düşmanlaştırıyor.

devrim yapmak, görünen duvarları yerle bir etmek isteyenlerin önemli bir kısmı görünmeyen duvarların üzerine yeni duvarlar örüyor.

ve böylece farkında olmayarak -belki biraz da olarak- görünen duvarları tahkim etmiş oluyorlar.

“insan doğası mutlak budur” diye bir ispat yok; spekülasyonlar var. insanın doğası bir oyun hamuru kadar yumuşak, etkileştiği uyaranlara göre çeşitli hızlarda ve verdiği tepki biçimlerine göre şekilleniyor.

bir oğlan çocuğunu erkek bakışıyla yetiştirip bir kadınla mutlu bir hayat sürmesini temenni ederseniz ona efendi olarak nasıl mutlu olunacağından başka bir şey telkin etmemiş olursunuz.

hem bir efendi olarak mutluluğu aramak hem de görünen duvarları yıkarak efendiliği ortadan kaldırma azmini diri tutmak mümkün olamaz.

yine bir kız çocuğunu iç ihtiyaçlarını yok sayarak itaate mecbur yetiştirirseniz, onu devrimci mücadeleden daha en baştan yalıtmış olursunuz.

ezenlerin yarattığı dünya, mücadelenin değil yenme yenilmenin, fethetmenin, ele geçirmenin, yumruğu vurup almanın, kazanmanın, başarmanın tek varoluş biçimi olduğunu vazeder. devrimci mücadeleyi, diyalektik düşünceyi yiyip bitiren bu vaazı tartışmaksızın devrimci çaba mümkünsüzdür.

yabancıları, mültecileri, toplumun genelinden farklı olanları canavarlaştırarak, şeytanlaştırarak yol alan ezenler ile aynı düzeyde politika üretmek; dini/milli/etnik/coğrafi saiklerle insanları, grupları, toplulukları dışlamak, itmek, yok saymak da görünen duvarı kalınlaştırır.

vurmayla-itmeyle değil haklılığa ‘çoğunluk’ ikna edildiğinde devrim mümkün olacak. bunun içinse dünden çok daha büyük ve olanaklı iletişim mecralarımız var.

ezenlerle ezilenler arasındaki görünen duvarlar hapishanemizin sınırları;  görünmeyen duvarlar ise avlularımız, koğuşlarımız, hücrelerimiz.

hücrelerden koğuşlara, koğuşlardan avlulara çıkacağız. ne kadar çoğumuz avluya çıkarsak o kadar iyi. çünkü ne kadar büyük bir güçle görünen duvarları sarsarsak geride kalanlar da o kadar kolay hücrelerinden ve/veya koğuşlarından kurtulacaklar.

ancak görünmeyen duvarlar yıkıldığında özgür olacağız ve devrim süreklileşecek.

bağımlı ilişki, rıza, korku, alışkanlık, aşinalık, sinizm, snopluk, hareket etme tembelliği nasıl adlandırırsak adlandıralım… hücresinden, koğuşundan çıkmayana devrim yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: