uçurumun ucunda uyanan

01 Ağustos 2017

yüzünü yalayan serin rüzgâr ve göğsünün ortasındaki ateşle uyandı  yalçın kayanın ucundan aşağı baktı  leyleklerin göç zamanı uçtuğu yükseklikteydi  ağaçlar yeşil noktacıkları ırmak ince bir damarı tepeler yeşilimsi biçimsiz kabarcıkları çağrıştırıyor birbirlerine karışmış görünüyorlardı  bir şeyleri başka şeylere benzeterek anlayan ozanlara yakınlık hissetti  herşey başka bir şeyin içinde kaynıyordu  fark etmek için bir uçurumun ucunda uyanması gerekiyordu demek  dün denizin ortasında evveli gün bir çınar ağacının dallarında ondan önceki gün bir ayı ininde daha önceki gün de çalıların arasında uyanmıştı  o uyanışlarında da benzer şeyler hissetmişti  nasılsa şimdi her şey bu manzarada apaçıktı  her şey birbiriydi  her şey birbirini döllüyor doğuruyor besliyor büyütüyordu  kendisi de gönüllü bir av olarak iz sürücüsünü döllememiş miydi  uzaklara baktı gözleri keskin değildi  kokladı burnu yeterince iyi koku almıyordu  işitmeye çalıştı kulakları değişik sesleri ayırd etmekte pek becerikli sayılmazdı  iz sürücünün yerine geçti  büyük olasılıkla izini sürmeyi çoktan bırakmıştı  ayağa kalktı iz sürücü gibi gerindi  yerine geçmek hayatta kalmasını sağlayan galiba tek yatkınlığıydı  ayak parmakları uçurumun kenarından taştı  ayak parmaklarını bir süre çabuk çabuk kıpırdattı  önceki günler nasıl tilki ayı çınar ağacı deniz olmak istediyse şimdi de kendini uçurumdan aşağı bırakıp ağaçların dallarında yırtılarak kayalarda un ufak olarak her şeye dönüşmeyi her şey olmayı hayal etti  ne ki herhangi bir şey her şey olmayı reddediyordu  herhangi bir şey herhangi bir şey olarak var kalmak istiyordu  kendisi de bir av olarak kalabildiğince var kalmamış mıydı  kaçabildiğince kaçmış saklanabildiğince saklanmış  şaşırtabildiğince şaşırtmış meydan okuyabildiğince meydan okumuştu  av olmak macerası maalesef geride kalmıştı  iz sürücü çok ama çok akllıydı  peki niye asıl öğretmenin akıl değil acı olduğunu unutmak istiyordu  av boyu o da çok canlıydı  her adımda canlılığı artıyordu  şimdiyse büyük olasılıkla kederliydi  avını ya da macerasını hepten yitirmişti  sadece var kalmaya çalışıyordu  avlağa çıkmak için güç topluyor daha kolay demek ki lezzetsiz avlar hayal ediyordu  yüzünü yalayan serin rüzgârla bir kez daha uyandı  uçurumdan taşan ayak parmaklarını geri çekti  sırtını kayaya yasladı  nasıl onun hedefi hâline gelivermişti  nasıl av olmuştu  aylar öncesini hatırlamaya çalıştı  yaralıydı aksıyordu  bu yüzden de kolay bir avdı  fakat hedef hâline gelmiş olmaktan pek öyle üzgün görünmüyordu  aksine pek hoşnuttu  izinin sürülmeye başlamasıyla yaşamakla dolmuş yarası iyileşmiş aksaklığı düzelmişti  kovalanmayı kaçmayı saklanmayı ve yeri geldiğinde meydan okumayı özlüyordu  ayaklarının altından kaçıp uçuruma yuvarlanan kayanın geniş gövdesinde seke seke gözden kaybolan taşları seyretti  yalçın kaya da yalçınlığından bir şey yitirmek istemiyordu ya  elinde olmadan işte yavaş yavaş ufalanıyor başka bir şeye dönüşüyordu  belki iz sürücü de başka bir şeye dönüşmüştü  kimbilir  soluk soluğa yere çöktü  yüzbinlerce yıllık bir hayatı olsaydı yaslandığı dağın yürüdüğünü yürüdükçe başka bir şeye dönüştüğünü manzarayı gördüğü açıklıkla kesinlikle görebilirdi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: