sıradan biri

17 Ağustos 2017

son iki senedir çevresince pek ciddiye alınmayan bencil bulunan birini dinliyorum dinledikçe kendisini daha yakın hissediyorum

o da bazen dinliyor görünüyor  ama kendi temsili dünyasına o kadar bağlı ki dinlediklerinden bir şey anladığına emin değilim

soru sormuyor  anlatılanları kurcalamıyor  anlatanın temsili dünyasını küçümsüyor  çünkü her şey ona mâlum  o zaten her şeyi biliyor  ona anlatmaya gerek yok

niye her şeyi biliyor  niye kimseyi  dinlemiyor  niye dinlesin  kimse onu dinlemiyor ki herkes her şeyi çok biliyor zaten  niye o bilmesin  neyi o bilemesin

onun acılarını duyabilirler mi ki  onun yaşadıklarını yaşamışlar mı onlar da kim oluyor  durum böyleyse kendi deneyimlerine sımsıkı sarılmasından başka çaresi mi var

benzerlerinden ayırd edilemeyen yıkıcı bir öfkeye sahip  sürekli anlatıyor çoğunlukla yanlış hatırlıyor ve yiğitlik hikâyeleri kurguluyor

bir insanı duymak için gizli mikrofonlarla dinleme kamerlarla izleme yerine karşısına oturup can kulağıyla dinlemek kadar bilgi sağlayan bir yol yok

iletişim biçimlerini birer besin olarak kabul etsek  gönüllük esasına dayalı karşılıklı konuşma ve asıl olarak dinleme kadar doyurucu başkaca bir besin yok

benim temsili dünyamdan bu kadar uzak olan onun sevinci kederi ve arzuları dinledikçe dinledikçe ne kadar çok benimkilere karışıyor

anlattıklarının ne zamanı ne mekanı ne kahramanları benimkilere benzese de hikâyelerimizi içimden yan yana dinleyince nasıl da birer akora dönüşüyorlar

dinledikçe temaşa ettikçe fak ediyorum ki bana ait saydıklarım kuşların köpeklerin dalgaların taşların dağların kitlelerin sevincine kederine ve arzularına çok yakın

onun istenmeyen peşin yargılarla reddedilen ‘keskin kişiliği’  benimkine bizimkine onlarınkine ne kadar da benziyor

bizi birbirimizden tabiattan ayıran birbirimize tabiata hasmaneleştiren bir fiskede yıkılacak kadar zayıf temsili dünyalarımız kederle dolu

temsili dünyalar diğer temsili ve çıplak dünyalara kapanabilmeyi  tüm güçlerini kendi kederlerine ‘bağımlı’ olmaktan yani bir salgını geliştirebilmekten alıyor

o dinlemekten keyif aldığım kişi beni görünce sevinçle doluyor  otur diyor yanıma otur ve anlatmaya başlıyor  tüm ayrıntılarıyla tane tane anlatıyor

öyle güzel anlatıyor ki dinlemek bence eğlenceye dönüşüyor  anlattıklarının üçte birini unuttum bile  ama edası tavrı unutulacak cinsten değil

o da biliyor bir sürü şeyi unuttuğumu  umursamıyor  edasına tavrına ilgi duyduğumun pekala farkında

ben anlatmadığım konuşmadığım halde ne hissettiğimi ne istediğimi neden rahatsız olduğumu bir medyum yatkınlığıyla kavrayıveriyor

bazen üstüme geliyor beni rahatsız etmeye çalışıyor rahatsız edemeyince gök gibi gürlemeye dertlerini saçmaya başlıyor mekana

kendisinden beklentim olmadığı halde bana hizmet veriyor  beni ağırlıyor gözyaşlarını ve kahkahalarını paylaşıyor

dostluk arkadaşlık sevgi aşk çıkar  hemen bir temsili sözcük arıyor zihin  yok  hiçbiri değil hiçbirine gerek yok  otur dinle  yürü dinle  sadece dinle

satılık vahşi kurt

09 Ağustos 2017

başlık rahatlıkla bir kurgu metnine ait olabilir  fakat hayır  ığdır’da bir insan bir kurt yavrusu buluyor boynuna ipi doluyor köye getiriyor ve internette “satılık vahşi kurt” ilanıyla kurdu satışa çıkarıyor aksaraylı bir insan da kurdu satın alıyor  şikayet üzerine idareci insanlar da kurdu satana para cezası kesiyorlar

yaklaşık bir ay önce insanlar denizli’de nesli tükenmekte olan dört kızıl geyiği vuruyor ve kafalarını kesiyorlar  ihtimal ki geyik kafasını doldurtup şöminelerinin üstüne asacak parası çok hissiz insanlara hizmet üretiyorlar

yıllar önce bir belgeselde seyretmiştim  bolu dağı’nda yine insanların vurduğu kurtları gönüllü insanlar iyileştirip tekrar doğaya salıyorlardı  dramatik an şuydu  kurtlar kafeslerinden çıkmayı reddediyor  doğaya dönmek istemiyordu

yağmurlu bir kış günü çocuklarla İstanbul Göztepe’de yürüyorduk  bir bahçe duvarının dibinde bir kirpi kapanmış, kıpırtısız öylece duruyordu  sonra başka ve başka kirpiler gördük sokaklarda  bugün haberini okudum  inşaat furyasının yaydığı titreşimler kirpileri yeni yaşam alanları aramaya ve sokaklarda gezinmeye zorluyormuş

çeyrek asra yakın bir süredir yazlarımızı kardeniz’de geçiriyoruz  son on yıldır yaşanan siyasi sosyal ve kültürel yenileşme hareketiyle ya da  gelişim hamlesiyle diyelim  her yaz kumsaldaki dere kenarlarındaki sigara izmariti pet bardak şişe çocuk bezi patates cipsi votka bira şişeşi insan dışkısı oranı artıyor

ülkemizin büyük bir bölümünün son yetmiş yıllık sağ iktidarlar marifetiyle milliyetçi ideolojiye ve onun sembollerine sımsıkı bağlı oluşu buna rağmen türklüğün sembollerinden biri olan kurtları vurmaktan boynuna ip bağlayıp sürüklemekten kaçınmamalarının ve faillere kesilen hafif cezaların bir açıklamasını yapacak merci arıyorum

hakeza eski türklerin hayat ağacı ile geyiğin boynuzları arasında kurdukları ilişki  sonra efendim alageyik destanı  sonra efendim geyikli halılar masa örtüleri gözümün önüne geliyor da kendini türk olarak kimliklendirenlerin geyiklere üstelik nesli tükenen geyiklere nasıl kıydığını anlamlandıramıyorum

anane, gelenek, türk âdetleri diye diye canhıraş nutuklar atan siyasetçilerin eski türklerin tabiat karşısındaki tutumlarını unutarak yok sayarak ya da saymayarak ne çeşit bir türklük şuurundan söz ettikleri de ayrı bir soru/n

cennet vatanı cehenneme çevirmek  deresine ölürüm deyip derelerini çöpe boğmak tesis sevdasıyla kurutmak  denizlerini lağımla balıklarını dinamitle trolle katletmek  halkın ve hayvanların kullanım alanı olan kıyılarını otellerle doldurmak  ormanları yakmak yakmak  yaylalara asfalt dökmek mesire alanlarını betonla kaplamak parklarını yok etmek sonra meydanlara çıkıp bayrak sallamak  memleket sevdası temalı nutuklar atmak

bir de temizliğin imandan gelmesi meselesi var ki orası bambaşka bir şey  bu sözü ölçüt alırsak bu kadar imansız insanı hayatımın hiçbir döneminde bu kadar burnumun dibinde görmedim

ilk ve ortaokulu fatih’te oruçgazi’de okudum  bir din öğretmenimiz vardı  yaşıyorsa ömrü bol olsun  bize hz. muhammed’in eteğinde uyuyan kediyi uyandırmamak için kalkarken eteğini kestiğini anlatmıştı  katledilen zulmedilen kedi ve köpek haberlerinden hiç bahis açmayalım şimdi

eski osmanlı mimarisinin hemen hepsinde kuş yuvaları kuşların su içmeleri için de suluklar vardır ‘yeni osmanlı’nın yapılarında ise kuşların konmasını engelleyen dikenler var

durup doğaya şöyle bir uğrayan bedenleri seyrediyorum  erkekler dahil ama daha çok kadınlar yürüyemiyorlar  evet yürüyemiyorlar  aksıyorlar  oysa sakat değiller  bacakları elleri omurgaları kaskatı  oysa taştan değiller  dilleri dönmüyor  oysa görebiliyorum dillerinde anatomik bir sorun yok

düz yolda yürüyemeyince derede yürümek zaten imkansız  derenin civarında yaşıyorlar ama derede yürüyemiyorlar  denize yakın oturuyorlar ama yüzemiyorlar  her yıl burda buralı bir sürü insan boğuluyor

dün yıldız poyraz vardı dalgalar insan boyunu geçiyordu bazen  ben yüzdüm ardımdan derya yüzdü  jet-skilerle hava ama daha çok mazot atan neo-can kurtaranlar niyeyse derya’yı kurtarmak için suya koştular  ben uzaktan baktım gülümseyerek  neyse ki koştukları kişi derya’ydı cankurtaranlar hayati tehlikeyi atlattı

yazının başlığı satılık vahşi kurt  gerçekten de bir kurgu metnin başlığına benziyor  ve bize açık bir gerçeği yeniden bildiriyor

bir zamanlar ambleminde arılar olan bir siyasi parti vardı  onlardan sonra şekerlenmeyen hakiki balı bulmak güçleşti  bir zamanlar ambleminde kır bir at olan başka bir siyasi parti vardı onlardan sonra fayton çeken atlar birer birer düşüp ölmeye başladılar

bu başlık yeni bir özet  yeni bir sembol  şairlerimiz bile bu kadar güçlü bir metafor bulmakta zorlanır sanırım  başlık çünkü her şeyi anlatıyor

dün kumsaldaki herkes gidinceye dalgalar kumu kaplayıncaya kadar bekledik  güneş başımızın hizasına gelince oturup karaya saldıran dev dalgaları seyrettik  dalgaların kırıldığı anlar müthişti  kırılan kıvrılan dalgalarda kıyıya koşan köpük köpük vahşi atlar kurtlar geyikler gördük

karadeniz yol yordam anlatıyordu