son kuşlar

15 Ağustos 2017

dallarında yuvalanan son kuşlar da havalanınca üst kısmını hafifçe sağına kayalığa çevirdi  üst kısmını nasıl çevirebilmişti  üst kısmı hareket edebiliyor muydu  sağ tarafta varlığını hissettiği halde seçemediği ne kadar çok çizgi girinti çıkıntı ve bir de yıldırım çarptığından artık bir çotuktan ibaret kızılcık ağacı vardı  peki üst kısmı eski konumuna dönebilir miydi  evet dönebiliyordu her şey hareketleniyor ardından değişiyordu  peki sola  evet sola da dönebiliyordu  nasıl bir lânetse yukarı aşağı da kalkıp inebiliyordu  sevinmeli mi üzülmeli mi   ileri baktı  hayalindeki başı dumanlı dağları yamaçları tepeleri düzlükleri vadileri kanyonları aşarken durdu  güneşin devamlı doğup battığı çiçeklerin tekrar be tekrar açıp solduğu mutlu ve hüzünlü maceraların birbirini kovaladığı kıpırtısız zamanlarını hatırladı  tüm o zamanlar boyunca sanki silinmişti  üst kısmı sağa döndüğü ya da dönebildiği anda yeniden çalakalem bir resim gibi çizilmişti  nasıl olduysa arkasındaki küçük uzantıyı titretti silkindi üst kısmını açıp kapadı  üst kısmının açılıp kapanabildiğine ayrıca şaştı  dallarını silkeledi  dallarından kuş yuvaları minik kuru otlar tüyler yağdı  bir köpek iskeleti düştü dağıldı  hem gördüklerinin hem kendinin resmi değişmişti  her şey hızla farklılaşıyordu  bir adım attı  ardından bir tane bir tane daha  tilkiler kurtlar ayılar geyikler gibi nasıl yürüyebiliyordu  hayret  yürümeyi bırak koşabiliyordu  yürümekten koşmaktan daha hayret verici şeyleri ayrımsadı  dünya akıl almaz bir şekilde değişiyor değişiyordu  nasıl olduysa oldu ayağı bir çukura girdi  devrildi  yine istemsizce doğrulmaya davrandı  doğrulamadı  bir daha denedi  doğrulur gibi oldu  sol ön uzantısının üstüne basamıyordu  tekrar bıraktı kendini yanlamasına uzandı  üst kısmını kaldırıp baktı  kızıl tüylerle kaplı orta kısmı şişip sönüyordu  yine kıpırtısız kalacak zamanla kıpırtısızlığa alışacak hareket edebilen bir şey olduğunu unutacak mıydı  kıpırtısızlığa alışkındı  bir süre kıprıdamasa da ziyanı yoktu  akşamdan sabaha kadar devrildiği şekilde öylece kaldı  sabahın ilk ışıklarıyla dallarında maceralar yaşayan son kuşlar geri geldiler çevresine kondular  her şeyin pekâla farkındaydılar ya da davranışları öyle söylüyordu  sol ön uzantısı iyileşinceye dek onunla günler boyu sohbet ettiler

görüyor musun dedi kızıl geyik  görüyorum dedi boz köpek  peki ne görüyorsun dedi geyik  senin gördüğünü  sahi mi  sahi bundan büyük erinç olabilir miydi  bir geyikle bir köpeğin gördüğü şey aynı olabilir miydi  göğsüne saplı acı hem de haz veren soyut hançeri hissetti  soyutluğu somutlaştırıncaya kadar şekillendirdi  bu dedi kara bir şey  ah evet dedi köpek kendini tutamayıp ben de görüyorum kapkara senin gözlerin kadar kara  şaşkınlıkla köpeğin bakışındaki kederi ayrımsadı geyik  dili sürçtü  kayadan kopmuş bir taş dedi nasıl biçimsizse o da öyle  üstelik sürekli değişiyor  değişiyor ama nasılsa hep aynı kalıyor  uzaklaşıyor yakınlaşıyor ama hep içimde  bazen yok oluyor ama hep var  ben de dedi köpek ben de aynı anda acıyla haz duyuyorum ben de tüm yokluğuna rağmen onu içimde buluyorum  ikimizin de görebileceği ancak ikimizden başka kimsenin göremeyeceği özel bir şey o  geyik köpeği başıyla onaylar acı veren hazla kıvanırken uzaklarda bir avcı boynuzunu üfledi  ses upuzun tok bir ıslık kılığında işitildi  bulutlar kayalıklar solgun bitkiler geyiğin rengine boyandı  köpek istemsizce kulaklarını dikti  gözlerini kıstı  burnunu geyiğe çevirdi  sağ ön ayağıyla sol arka ayağı adım atacak gibi havada asılı kaldı  kuyruğu geriye doğru yere koşut kaskatı gerildi  engel olamadığı sırıtkan hırıltı bakışını sislendirdi  geyiğe haz ve acı veren hançer şimdi sadece acı veriyordu  köpek hırıldayarak hâlâ ben de diyordu ben de seninle aynı şeyi görüyorum  o soyutluk sadece bize özel  o soyutluk sadece bize özel  o soyutluk sadece bize özel  ne kadar çok tekrarlarsa o kadar gerçek olacaktı sözleri  bundan kesinlikle emindi  köpek sırıtkan hırıltısıyla sayıkladıkça geyiğin göğsündeki hançer daha içerlere saplanıyordu  birden istemsizce başını eğdi  boynuzunu köpeğin karnına saplayıverdi ve yaptığına inanamayarak şöyle dedi  şimdi aramızda sahiden özel bir bağ var

uçurumun ucunda uyanan

01 Ağustos 2017

yüzünü yalayan serin rüzgâr ve göğsünün ortasındaki ateşle uyandı  yalçın kayanın ucundan aşağı baktı  leyleklerin göç zamanı uçtuğu yükseklikteydi  ağaçlar yeşil noktacıkları ırmak ince bir damarı tepeler yeşilimsi biçimsiz kabarcıkları çağrıştırıyor birbirlerine karışmış görünüyorlardı  bir şeyleri başka şeylere benzeterek anlayan ozanlara yakınlık hissetti  herşey başka bir şeyin içinde kaynıyordu  fark etmek için bir uçurumun ucunda uyanması gerekiyordu demek  dün denizin ortasında evveli gün bir çınar ağacının dallarında ondan önceki gün bir ayı ininde daha önceki gün de çalıların arasında uyanmıştı  o uyanışlarında da benzer şeyler hissetmişti  nasılsa şimdi her şey bu manzarada apaçıktı  her şey birbiriydi  her şey birbirini döllüyor doğuruyor besliyor büyütüyordu  kendisi de gönüllü bir av olarak iz sürücüsünü döllememiş miydi  uzaklara baktı gözleri keskin değildi  kokladı burnu yeterince iyi koku almıyordu  işitmeye çalıştı kulakları değişik sesleri ayırd etmekte pek becerikli sayılmazdı  iz sürücünün yerine geçti  büyük olasılıkla izini sürmeyi çoktan bırakmıştı  ayağa kalktı iz sürücü gibi gerindi  yerine geçmek hayatta kalmasını sağlayan galiba tek yatkınlığıydı  ayak parmakları uçurumun kenarından taştı  ayak parmaklarını bir süre çabuk çabuk kıpırdattı  önceki günler nasıl tilki ayı çınar ağacı deniz olmak istediyse şimdi de kendini uçurumdan aşağı bırakıp ağaçların dallarında yırtılarak kayalarda un ufak olarak her şeye dönüşmeyi her şey olmayı hayal etti  ne ki herhangi bir şey her şey olmayı reddediyordu  herhangi bir şey herhangi bir şey olarak var kalmak istiyordu  kendisi de bir av olarak kalabildiğince var kalmamış mıydı  kaçabildiğince kaçmış saklanabildiğince saklanmış  şaşırtabildiğince şaşırtmış meydan okuyabildiğince meydan okumuştu  av olmak macerası maalesef geride kalmıştı  iz sürücü çok ama çok akllıydı  peki niye asıl öğretmenin akıl değil acı olduğunu unutmak istiyordu  av boyu o da çok canlıydı  her adımda canlılığı artıyordu  şimdiyse büyük olasılıkla kederliydi  avını ya da macerasını hepten yitirmişti  sadece var kalmaya çalışıyordu  avlağa çıkmak için güç topluyor daha kolay demek ki lezzetsiz avlar hayal ediyordu  yüzünü yalayan serin rüzgârla bir kez daha uyandı  uçurumdan taşan ayak parmaklarını geri çekti  sırtını kayaya yasladı  nasıl onun hedefi hâline gelivermişti  nasıl av olmuştu  aylar öncesini hatırlamaya çalıştı  yaralıydı aksıyordu  bu yüzden de kolay bir avdı  fakat hedef hâline gelmiş olmaktan pek öyle üzgün görünmüyordu  aksine pek hoşnuttu  izinin sürülmeye başlamasıyla yaşamakla dolmuş yarası iyileşmiş aksaklığı düzelmişti  kovalanmayı kaçmayı saklanmayı ve yeri geldiğinde meydan okumayı özlüyordu  ayaklarının altından kaçıp uçuruma yuvarlanan kayanın geniş gövdesinde seke seke gözden kaybolan taşları seyretti  yalçın kaya da yalçınlığından bir şey yitirmek istemiyordu ya  elinde olmadan işte yavaş yavaş ufalanıyor başka bir şeye dönüşüyordu  belki iz sürücü de başka bir şeye dönüşmüştü  kimbilir  soluk soluğa yere çöktü  yüzbinlerce yıllık bir hayatı olsaydı yaslandığı dağın yürüdüğünü yürüdükçe başka bir şeye dönüştüğünü manzarayı gördüğü açıklıkla kesinlikle görebilirdi

kraliçenin muhafızı

24 Temmuz 2017

kraliçenin muhafızı akşamın turuncu ışıkları altında durdu  geriye baktığında fark etmeden kendi kanıyla yaptığı yolu gördü  yürüyüşü boyunca onu yaralayan tüm o şeyler nereye gitmişti  nasıl olurdu düşmanları böyle nasıl kaybolurdu bir yerlere mi saklanmışlardı  o farkında olmadan önüne geçmişler ilerde pusuya mı yatmışlardı  dürbünüyle ileri baktı boş bir yoldan başka bir şey görünmüyordu  tekrar geriye baktı yolu uzaklarda sert siyah bir kırmızı iken kendine yaklaştıkça parlıyor turuncu ışıklar altında vişne jölesi gibi titreşiyordu  başını eğip baktı  parmaklarının ucundan damlayan sonuncu kan damlasından ürktü  kan kokusunun yerini gökyüzünün kokusu dolduruyordu  kalbini yitirmiş hissetti  yürüyüşünün sonu anlamına mı geliyordu bu  kanamadan yürünür müydü  hayır hadi diyelim ki yüründü  durup geriye baktığında kendi kanından olmayan demek ki senin olmayan bir yola bakmak ne ifade edecekti  çok saçmaydı kanamanın durması  hem kraliçe kanamayan birini muhafız olarak kabul eder miydi  ne yapacaktı  şimdi böylece durmak ölümden farksızdı  kanamadan yürümekse başka bir ölümdü  muhafızlıktan azledilmekse ölümlerin en büyüğüydü  bugüne dek kraliçe için birçok tehlikeye atılmıştı  tamam  bunda bir yenilik yoktu her muhafız kraliçesi için tehlikeye atılırdı  o ise daima tehlikelerin en büyüklerini tercih etmişti  gözü kara bir muhafızdı  eğer öyleyse şu anda önüne serilen ölüm seçeneklerinden en büyüğünü seçmeye karar verdi ve göğsündeki kraliyet armasını çıkarıp kanlı yola fırlattı  armanın turuncu gökyüzünde yuvarlanarak yol alışını seyrederken aslında o kadar gözü kara olmadığını ayrımsadı  çünkü tehlikeler arasında tercihler yapardı daima ve artık buna da bir son vermeliydi  dürbünün gösterdiği boş yola bu sefer kararlı bir şekilde döndü  yürüdü