açık denizde

14 Eylül 2017

günlerdir rüzgâr esmiyordu  günlerdir kara namına en ufak bir karaltı görmemişti  nerenin açığında nerenin yakınında yüzdüğünü bilemiyordu  akıntı onu başka bir ülkenin kıyılarına sürüklemiş bile olabilirdi  her yer sular altındaydı da yeryüzünde tek başına kalmıştı sanki  an an hayal mi bu diye düşünüyordu  işin içinden çıkamıyordu  yılların denizcisiydi  bu kadar uzun süren kıpırtısız bir havaya bu kadar düz bir denize ilk kez tanık oluyordu  hava kadar durgundu kendi de  rüzgârla birlikte içindeki esinti bütünüyle dinmişti  alışmadığı bir sakinlik hatta donukluk sinmişti üzerine  sönük yelkenlerin rüzgârları kaburganın dalgaları hatırlamasından daha çok şey hatırlıyordu  gel gör  ne geride bırakmış olmanın verdiği keder ne yeniden yaklaşma ihtimalinin yarattığı sevinç dağıtabiliyordu sakinliğini  önceden hatırladığında taşkınlık veren içini kemiren hatıralar kılını kıpırdatmıyordu  tekneyle denizci öylece duruyorlardı  bastıran karanlıkla birlikte deliksiz uykular uyuyorlardı  şafakla birlikte taptaze uyanıyor kaldıkları yerden devam ediyorlardı   suyun yüzeyinin yorgun bir esintiyle arada bir buruşmasını sabahın öğlenin akşamın gecenin sisin değiştirdiği renkleri bulutları yıldızları seyrediyorlardı  deniz de gökyüzü de tekne de denizci de yavaş yavaş başka bir duyguyla doluyordu   bu kaçıncı gündü kimbilir  nihayet denizci yanağında bir esinti duydu  ardından yelkenlerin kıpırdadığını gördü  kaykıldığı yerden doğruldu  yelkenler şişmeye başladı  pusulaya uydurdu teknenin burnunu  kavradı dümenin yekesini  köpüklere bata çıka tam yol gidiyorlardı  tekne ve denizcinin sakinliği sürüyordu

Reklamlar

muhafızın kraliçesi

06 Eylül 2017

sen dedi tilkiye sadece kendini düşünüyor çevrendekileri ihtiyaçlarını karşılayacak  zavallı olarak görüyorsun  sen de dedi tavusa çevrendekiler sadece seni merak ediyor sana ölüp biterek sadece seni seyrediyor zannediyorsun  sense aslan gücün tükendiğinde tuzağa düştüğünde yahut hastalandığında ancak ne kadar güçsüz olabileceğinin farkına varıyorsun  sen ey baykuş yalnızlık ve sessizlik içinde düşünüp uçarken büyüklük vehimlerine kapılıyorsun  ya sana ne demeli sansar yapıp ettiklerinin yanına kalacağını mı sanıyorsun  peki sen fare yavaş yavaş yeryüzünü kemirirken nasıl bu kadar rahatsın  saraydaki kapanlara bir gün mutlaka yakalanacağını bilmiyor musun  peki sen kedicik elime sayısız fırsat geçmesine rağmen uyurken seni neden boğmadığımı biliyor musun  hiçbirinizin söylediklerimi anladığını sanmıyorum  hiçbiriniz kendiniz hakkında düşünmüyorsunuz  zaafllarınızı küçük iğrenç kibirlerinizi neden gözden geçirmiyorsunuz ha  lafa gelince lafınız çok  yapmaya gelince yaptığınız değişik daha iyi daha güzel daha incelikli hiçbir şey yok  hele sen ayı koca kıçınla dağları deviriyorsun  yaklaşma  benden uzak dur  yaklaşmayın hepinizle tek tek arkadaş hatta dost olmaya çalıştım hepinize neler neler sundum anlatmaya uğraştım ama sizlerde dinleyecek dinlediğini kalbinde duyabilecek kulak yok  hepiniz kalpsizsiniz  hepinizden bıktım  şimdi yok olun  gözüm görmesin sizi  diye hırlarken taç sandığı şeyin tasma olduğunu fark etti  hırsla ileri atıldı  ne ki bir adım bile ilerleyemedi  boynu acıdı sadece  çaresiz çöktü  başını ellerinin üstüne yerleştirdi  kulakları dikildi yayıldı  çatal burnu kapandı açıldı  tüm şirinliğiyle kaşlarını birbirine yaklaştırdı uzaklaştırdı  tilki tavus aslan baykuş sansar fare kedi ve ayı oturdukları yerden kalktılar  ağır adımlarla ona doğru yürüdüler  tek tek av köpeğinin karnından içeri girip gözden yittiler

kurdun kahkahası

30 Ağustos 2017

suda geyik olarak beliren suretlerine uzakta bir kayanın ardından ansızın çıkıveren geyiklere  uyurken yanaklarını ılıklaştıran geyik nefeslerine ve geyik taklidi yapan av köpeklerine gülümsüyordu şimdi  aradığını aramaktan ve aradığını taklid eden kötü oyunculara rastlayıp acı duymaktan kurtulmuştu  içinde zaten olan bir şeyi bunca zaman neden arayıp durduğuna bulup bulup nasıl kaybettiğine ve yedi kat örtülü yanılsamaların içine çekilişine neden bunca üzüldüğüne şaşıyordu  kendisi bir geyik değildi ya  içinde yaşayan bir geyiği duyuyordu  uzanıp ona dokunmak varken yanında bulmayı niye istemişti  içinde zaten olanı niye dışarılarda aramıştı  o arayış daima düş içinde sıkışıp kalmaya zorlamamış mıydı  bir tür körlüğe neden olmamış mıydı  böylece tüylerini kabartan esinti  burnunu gıdıklayan sedir kokusu ağzını tatlandıran şerbetli hava derenin şıpırtısı tabanlarını dürten çakıllar hissedilemez olmamış mıydı  uzaktaki çalıların arasından az önce başını uzatan geyik maskesi takmış av köpeğine de gülümsedi  gülümseyişteki anlamı kavrayan köpek başını çekti yitti gitti  ardından yine gülümsedi  belleğinde köpeğin başını uzatışı ve gülümseyişindeki manayı kavrayışı ve maskesini düşürüp ebleh bir yüzle yitip gidişi tekrar tekrar canlandı  yine gülümsedi  çevresindeki her şeyi taze bir bakışla duyabildiğini fark etti birden  gülümseyişi karnını titretti  ardından kahkahaya atmaya başladı yerlerde yuvarlanarak toza toprağa bulanarak güldü güldü güldü  bir zamanlar içine iyolmaz acılar salan ne varsa şimdi karnını hoplata hoplata güldürüyordu  durdu  bedeninde daha da tuhaf olan bir değişim hissetti  elleri ayakları vardı  teni insan teniydi  kraliçenin eski muhafızı nasıl olmuştu da önce bir geyik sonra bir kurda dönüşmüştü ve şimdi de  yattığı yerden doğruldu  üzerindeki tozu toprağı silkeledi  ardındaki kanlı yolu zorlukla seçebiliyordu

izleklerin dışında

22 Ağustos 2017

izleklerin dışında yürümek artık iyiden iyiye hızını kesiyordu  karnını yırtan dikenlerin acısını hâlâ duyuyordu  tüylerinin bir kısmı kuruyan kanla birbirine yapışmış bir kısmı hâlâ ıslaktı  çenesinde çarptığı dallar sürtündüğü sivri taşlardan kalan sızı tazeydi  kimbilir kaç kere kaybetmişti yolunu  olsundu  daha önce hiç duymadığı ancak tekrar karşılaştığında hatırlayabileceği binlerce ayrıksı kokuyu geride bırakmıştı  aradığı şey izleklerde zaten  bulunamazdı  sendeledi  neden iki de bir dengesini yitiriyordu  çünkü yamaçtan aşağı iniyordu  yine tek başınaydı ve nasılsa yine yalnız hissetmiyordu  sanrılar yanılsamalar mı yoksa ruh yitimlerinde aradığına tıpa tıp benzettiği herkesi her şeyi izleklerine çeken kösnül köpekler miydi yalnız hissettirmeyenler  hayır  hiçbiri değildi  dizleri titredi  çenesi üzerine düştü  doğruldu  bir süre daha su içmezse devrilecekti  nihayet düzlükteydi  güçlükle başını kaldırdı  kokladı  ışığı dilim dilim dilen uzun ve sık otların arkasındaydı su  otları yararak kıyıya ulaştı  dizlerine gelinceye kadar göle girdi ve kana kana su içti  bir süre bedenini çevreleyen uzun otlara otların arasındaki çizik çizik göğe baktı  sonra karnı şişinceye dek içmeye devam etti  son yudumlarında yavaşladı  durulan suya eskil bir resim gibi yavaşça serilen aksini gördü  boynundaki tüyler dikleşti her zamanki gibi bir an geyik olduğuna inandı  gülümsedi  bir geyik olmadığının pekâla farkındaydı  suda beliren suret durmaksızın aradığı kendisini izleklerin dışına yurdundan uzaklara çeken ihtişamdan başkası değildi  ön ayağıyla suyu karıştırdı  akis önce kırıştı ardından kayboldu  başını kaldırabildiğince yukarı kaldırdı  uzun uzun bir asma filizi gibi kıvrım kıvrım uludu

son kuşlar

15 Ağustos 2017

dallarında yuvalanan son kuşlar da havalanınca üst kısmını hafifçe sağına kayalığa çevirdi  üst kısmını nasıl çevirebilmişti  üst kısmı hareket edebiliyor muydu  sağ tarafta varlığını hissettiği halde seçemediği ne kadar çok çizgi girinti çıkıntı ve bir de yıldırım çarptığından artık bir çotuktan ibaret kızılcık ağacı vardı  peki üst kısmı eski konumuna dönebilir miydi  evet dönebiliyordu her şey hareketleniyor ardından değişiyordu  peki sola  evet sola da dönebiliyordu  nasıl bir lânetse yukarı aşağı da kalkıp inebiliyordu  sevinmeli mi üzülmeli mi   ileri baktı  hayalindeki başı dumanlı dağları yamaçları tepeleri düzlükleri vadileri kanyonları aşarken durdu  güneşin devamlı doğup battığı çiçeklerin tekrar be tekrar açıp solduğu mutlu ve hüzünlü maceraların birbirini kovaladığı kıpırtısız zamanlarını hatırladı  tüm o zamanlar boyunca sanki silinmişti  üst kısmı sağa döndüğü ya da dönebildiği anda yeniden çalakalem bir resim gibi çizilmişti  nasıl olduysa arkasındaki küçük uzantıyı titretti silkindi üst kısmını açıp kapadı  üst kısmının açılıp kapanabildiğine ayrıca şaştı  dallarını silkeledi  dallarından kuş yuvaları minik kuru otlar tüyler yağdı  bir köpek iskeleti düştü dağıldı  hem gördüklerinin hem kendinin resmi değişmişti  her şey hızla farklılaşıyordu  bir adım attı  ardından bir tane bir tane daha  tilkiler kurtlar ayılar geyikler gibi nasıl yürüyebiliyordu  hayret  yürümeyi bırak koşabiliyordu  yürümekten koşmaktan daha hayret verici şeyleri ayrımsadı  dünya akıl almaz bir şekilde değişiyor değişiyordu  nasıl olduysa oldu ayağı bir çukura girdi  devrildi  yine istemsizce doğrulmaya davrandı  doğrulamadı  bir daha denedi  doğrulur gibi oldu  sol ön uzantısının üstüne basamıyordu  tekrar bıraktı kendini yanlamasına uzandı  üst kısmını kaldırıp baktı  kızıl tüylerle kaplı orta kısmı şişip sönüyordu  yine kıpırtısız kalacak zamanla kıpırtısızlığa alışacak hareket edebilen bir şey olduğunu unutacak mıydı  kıpırtısızlığa alışkındı  bir süre kıprıdamasa da ziyanı yoktu  akşamdan sabaha kadar devrildiği şekilde öylece kaldı  sabahın ilk ışıklarıyla dallarında maceralar yaşayan son kuşlar geri geldiler çevresine kondular  her şeyin pekâla farkındaydılar ya da davranışları öyle söylüyordu  sol ön uzantısı iyileşinceye dek onunla günler boyu sohbet ettiler

görüyor musun dedi kızıl geyik  görüyorum dedi boz köpek  peki ne görüyorsun dedi geyik  senin gördüğünü  sahi mi  sahi bundan büyük erinç olabilir miydi  bir geyikle bir köpeğin gördüğü şey aynı olabilir miydi  göğsüne saplı acı hem de haz veren soyut hançeri hissetti  soyutluğu somutlaştırıncaya kadar şekillendirdi  bu dedi kara bir şey  ah evet dedi köpek kendini tutamayıp ben de görüyorum kapkara senin gözlerin kadar kara  şaşkınlıkla köpeğin bakışındaki kederi ayrımsadı geyik  dili sürçtü  kayadan kopmuş bir taş dedi nasıl biçimsizse o da öyle  üstelik sürekli değişiyor  değişiyor ama nasılsa hep aynı kalıyor  uzaklaşıyor yakınlaşıyor ama hep içimde  bazen yok oluyor ama hep var  ben de dedi köpek ben de aynı anda acıyla haz duyuyorum ben de tüm yokluğuna rağmen onu içimde buluyorum  ikimizin de görebileceği ancak ikimizden başka kimsenin göremeyeceği özel bir şey o  geyik köpeği başıyla onaylar acı veren hazla kıvanırken uzaklarda bir avcı boynuzunu üfledi  ses upuzun tok bir ıslık kılığında işitildi  bulutlar kayalıklar solgun bitkiler geyiğin rengine boyandı  köpek istemsizce kulaklarını dikti  gözlerini kıstı  burnunu geyiğe çevirdi  sağ ön ayağıyla sol arka ayağı adım atacak gibi havada asılı kaldı  kuyruğu geriye doğru yere koşut kaskatı gerildi  engel olamadığı sırıtkan hırıltı bakışını sislendirdi  geyiğe haz ve acı veren hançer şimdi sadece acı veriyordu  köpek hırıldayarak hâlâ ben de diyordu ben de seninle aynı şeyi görüyorum  o soyutluk sadece bize özel  o soyutluk sadece bize özel  o soyutluk sadece bize özel  ne kadar çok tekrarlarsa o kadar gerçek olacaktı sözleri  bundan kesinlikle emindi  köpek sırıtkan hırıltısıyla sayıkladıkça geyiğin göğsündeki hançer daha içerlere saplanıyordu  birden istemsizce başını eğdi  boynuzunu köpeğin karnına saplayıverdi ve yaptığına inanamayarak şöyle dedi  şimdi aramızda sahiden özel bir bağ var

uçurumun ucunda uyanan

01 Ağustos 2017

yüzünü yalayan serin rüzgâr ve göğsünün ortasındaki ateşle uyandı  yalçın kayanın ucundan aşağı baktı  leyleklerin göç zamanı uçtuğu yükseklikteydi  ağaçlar yeşil noktacıkları ırmak ince bir damarı tepeler yeşilimsi biçimsiz kabarcıkları çağrıştırıyor birbirlerine karışmış görünüyorlardı  bir şeyleri başka şeylere benzeterek anlayan ozanlara yakınlık hissetti  herşey başka bir şeyin içinde kaynıyordu  fark etmek için bir uçurumun ucunda uyanması gerekiyordu demek  dün denizin ortasında evveli gün bir çınar ağacının dallarında ondan önceki gün bir ayı ininde daha önceki gün de çalıların arasında uyanmıştı  o uyanışlarında da benzer şeyler hissetmişti  nasılsa şimdi her şey bu manzarada apaçıktı  her şey birbiriydi  her şey birbirini döllüyor doğuruyor besliyor büyütüyordu  kendisi de gönüllü bir av olarak iz sürücüsünü döllememiş miydi  uzaklara baktı gözleri keskin değildi  kokladı burnu yeterince iyi koku almıyordu  işitmeye çalıştı kulakları değişik sesleri ayırd etmekte pek becerikli sayılmazdı  iz sürücünün yerine geçti  büyük olasılıkla izini sürmeyi çoktan bırakmıştı  ayağa kalktı iz sürücü gibi gerindi  yerine geçmek hayatta kalmasını sağlayan galiba tek yatkınlığıydı  ayak parmakları uçurumun kenarından taştı  ayak parmaklarını bir süre çabuk çabuk kıpırdattı  önceki günler nasıl tilki ayı çınar ağacı deniz olmak istediyse şimdi de kendini uçurumdan aşağı bırakıp ağaçların dallarında yırtılarak kayalarda un ufak olarak her şeye dönüşmeyi her şey olmayı hayal etti  ne ki herhangi bir şey her şey olmayı reddediyordu  herhangi bir şey herhangi bir şey olarak var kalmak istiyordu  kendisi de bir av olarak kalabildiğince var kalmamış mıydı  kaçabildiğince kaçmış saklanabildiğince saklanmış  şaşırtabildiğince şaşırtmış meydan okuyabildiğince meydan okumuştu  av olmak macerası maalesef geride kalmıştı  iz sürücü çok ama çok akllıydı  peki niye asıl öğretmenin akıl değil acı olduğunu unutmak istiyordu  av boyu o da çok canlıydı  her adımda canlılığı artıyordu  şimdiyse büyük olasılıkla kederliydi  avını ya da macerasını hepten yitirmişti  sadece var kalmaya çalışıyordu  avlağa çıkmak için güç topluyor daha kolay demek ki lezzetsiz avlar hayal ediyordu  yüzünü yalayan serin rüzgârla bir kez daha uyandı  uçurumdan taşan ayak parmaklarını geri çekti  sırtını kayaya yasladı  nasıl onun hedefi hâline gelivermişti  nasıl av olmuştu  aylar öncesini hatırlamaya çalıştı  yaralıydı aksıyordu  bu yüzden de kolay bir avdı  fakat hedef hâline gelmiş olmaktan pek öyle üzgün görünmüyordu  aksine pek hoşnuttu  izinin sürülmeye başlamasıyla yaşamakla dolmuş yarası iyileşmiş aksaklığı düzelmişti  kovalanmayı kaçmayı saklanmayı ve yeri geldiğinde meydan okumayı özlüyordu  ayaklarının altından kaçıp uçuruma yuvarlanan kayanın geniş gövdesinde seke seke gözden kaybolan taşları seyretti  yalçın kaya da yalçınlığından bir şey yitirmek istemiyordu ya  elinde olmadan işte yavaş yavaş ufalanıyor başka bir şeye dönüşüyordu  belki iz sürücü de başka bir şeye dönüşmüştü  kimbilir  soluk soluğa yere çöktü  yüzbinlerce yıllık bir hayatı olsaydı yaslandığı dağın yürüdüğünü yürüdükçe başka bir şeye dönüştüğünü manzarayı gördüğü açıklıkla kesinlikle görebilirdi

kraliçenin muhafızı

24 Temmuz 2017

kraliçenin muhafızı akşamın turuncu ışıkları altında durdu  geriye baktığında fark etmeden kendi kanıyla yaptığı yolu gördü  yürüyüşü boyunca onu yaralayan tüm o şeyler nereye gitmişti  nasıl olurdu düşmanları böyle nasıl kaybolurdu bir yerlere mi saklanmışlardı  o farkında olmadan önüne geçmişler ilerde pusuya mı yatmışlardı  dürbünüyle ileri baktı boş bir yoldan başka bir şey görünmüyordu  tekrar geriye baktı yolu uzaklarda sert siyah bir kırmızı iken kendine yaklaştıkça parlıyor turuncu ışıklar altında vişne jölesi gibi titreşiyordu  başını eğip baktı  parmaklarının ucundan damlayan sonuncu kan damlasından ürktü  kan kokusunun yerini gökyüzünün kokusu dolduruyordu  kalbini yitirmiş hissetti  yürüyüşünün sonu anlamına mı geliyordu bu  kanamadan yürünür müydü  hayır hadi diyelim ki yüründü  durup geriye baktığında kendi kanından olmayan demek ki senin olmayan bir yola bakmak ne ifade edecekti  çok saçmaydı kanamanın durması  hem kraliçe kanamayan birini muhafız olarak kabul eder miydi  ne yapacaktı  şimdi böylece durmak ölümden farksızdı  kanamadan yürümekse başka bir ölümdü  muhafızlıktan azledilmekse ölümlerin en büyüğüydü  bugüne dek kraliçe için birçok tehlikeye atılmıştı  tamam  bunda bir yenilik yoktu her muhafız kraliçesi için tehlikeye atılırdı  o ise daima tehlikelerin en büyüklerini tercih etmişti  gözü kara bir muhafızdı  eğer öyleyse şu anda önüne serilen ölüm seçeneklerinden en büyüğünü seçmeye karar verdi ve göğsündeki kraliyet armasını çıkarıp kanlı yola fırlattı  armanın turuncu gökyüzünde yuvarlanarak yol alışını seyrederken aslında o kadar gözü kara olmadığını ayrımsadı  çünkü tehlikeler arasında tercihler yapardı daima ve artık buna da bir son vermeliydi  dürbünün gösterdiği boş yola bu sefer kararlı bir şekilde döndü  yürüdü